Adada
Pisidia Bölgesi'nin antik kentlerinden biri olan Adada, Isparta ili, Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak köyü yakınındadır. Isparta'nın ve Kovada Gölü'nün güneydoğusunda yer alan kente Eğridir'den sonra Sütçüler'e uzanan asfalt yoldan 50 km. gidilerek ulaşılabilir. Ayrıca Isparta'yı Antalya'ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada - Eğridir ayrımından Adada'ya ulaşmak mümkünse de yolun bir bölümü henüz tamamlanmamıştır. Çevresi çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepeler tarafından sarılmış olan antik kent sadece bölgenin değil Anadolu'nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Burası bölge halkınca Karabavlu yaylası olarak anılmaktadır. Sütçüler'in eski adı olan Baulo ve Karabaolu veya Karabavlu adlarının Aziz Paul adından geldiği öne sürülmektedir. St. Paul'ün geçtiği Perge - Antiokheia (Yalvaç) yolu üzerinde bulunan bu iki yerleşmeye verilen isimlerin St. Paul'le ilişkili olabileceği yazılmıştır.
Adada adı, bazı araştırmacılara göre Anadolu'nun eski yerli halkının dili olan Luvice, yada bunun M.Ö. 1. bindeki ardıllarından biri olan Pisidce dilinden gelmektedir. Kesin olmamakla birlikte "Ada" kök sözcüğüyle "wanda/anda" takılarından türemiş olabilir. Ayrıca yine "Ada" kök sözcüğü ile "Uda (hisar-kale?) sözcüklerinin birleşiminden türemiş olabilir.
Bölgede uzun zamandan beri yapılan Prehistorik (Tarih öncesi) Dönem'e ilişkin kazı ve araştırmalar Pisidia'nın Neolitik Dönem olarak adlandırılan M.Ö. 7000 yıllarından itibaren Anadolu'da önemli bir kültür bölgesi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hititler Dönemi'nde Konya ve çevresini kapsayan Tarhuntaşşa Bölgesi ile batısındaki Pitaşşa (Pisidia'nın eski adı) Bölgesi arasındaki sınırda yer alan Adada ve çevresinde gelecekte yapılacak çalışmalarda tarih öncesi dönemlere ilişkin önemli sonuçlar alınabilecektir.
Adada'nın adı ilk kez M.Ö. I. yüzyıl yazarlarında Artemidoros tarafından verilmiştir (Strabon XII, 570). Sonra Ptolemaios (V 5, 8) ve Bizans tarihçisi Hierokles'te (674, 4) de "Odada" olarak geçer. Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı Termessos'ta bulunan bir atlaşma metni dolayısıyla M.Ö. 2. yüzyıla kadar inmektedir. Bölgenin önemli bir kenti olan Termessos ile Adada arasındaki bu dostluk antlaşması bazı araştırmacılara göre iki kentik ortak düşmanları Selge'ye karşı yapılmıştır. Tarihi kaynaklardan Selge'nin özellikle Hellenistik Dönem'de Termessos aleyhine yayılmacı bir politika yürüttüğü ve çevresindeki kentlerle (Pednelissos) savaştığı bilinmektedir. İşte adı geçen antlaşma iki kentin (Adada ve Termessos'un) dışta Selge ile içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmasını öngörüyordu. Bazı araştırmacılar iki kent arasındaki bu antlaşmanın Selge'den çok o dönemde çok güçlenen Bergama Krallığı ve onun özellikle Termessos'a karşı saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimlerine karşı olabileceğini öne sürmektedir. Antlaşma, tarafların karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt etmektedir. Bu antlaşma gerçekten hem Termessos, hemde Adada tarihleri için büyük önem taşımaktadır. Bu sayede iki kentin idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (Polis) benzeri bir statü kazandığı görülmektedir. Antlaşmanın M.Ö. 190 - 164 yılları arasındaki bir tarihte yapıldığı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.
Bizce bu antlaşmanın diğer bir önemi Termessos ile Adada halkları arasında bir kan bağının varlığını göstermektedir. Antlaşma metni detaylı olarak ele alındığı zaman Termessos ve Adada isimlerinin çok sıkça geçtiği görülecektir. Bergama Krallığı'nın M.Ö. 133 yılında vasiyet yoluyla topraklarını Roma'ya vermesi Anadolu'da Roma egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde batı Anadolu kentlerinin aksine Pisidia kentlerinin çoğunlukla bağımsızlıklarını korudukları anlaşılmaktadır. Bağımsız Adada kentinin ilk sikkeleri bu dönemde basılmıştır. Bu arada yine Pisidia Bölgesi'nde özellikle Augustus Dönemi'nde Roma egemenliğinin simgesi olan Koloni kentleri kurulmuştur. Bunlardan en önemlileri Antiokheia, Kremna, Komama'dır.
Roma İmparatorluk Dönemi'nde özellikle İmparator Traianus, Hadrianus ve Antoninus Pius (M.S. 114-161) dönemleri tüm Anadolu'da olduğu gibi Pisidia için de en parlak dönemlerdender. "Pax Romana" adıyla anılan bu barış döneminde Pisidia kentleri büyümüş, zenginlik ve refaha bağlı kalarak yapı faaliyetleri de artmıştır. Adada için de tümüyle geçerli olan bu gelişmeler ve yapı faaliyetleri M.S. 212 yılında çıkarılan bir kanunla İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese "Roma Vatandaşlık Hakkı" verilmesiyle yeni bir hız kazanmışsa da M. S. 3. yüzyıl sonlarında hızını kaybetmiştir.
Strabon'a göre "Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi tiranlar tarafından yönetilen ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı".(Strobon VII-3) Fakat Pisidialılar'ın en önemli özellikleri bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahiboluşlarıdır. Buna en iyi örnek M.Ö. 333 yılında Büyük İskender'e karşı ölümüne direnen Sagalassos halkıdır. Bu durum Pisidialıların geçim kaynaklarından birinin askerlik olduğunu ortaya koyar.
Diğer Pisidialılar gibi bazı Adada vatandaşları da Büyük İskender'den sonraki Hellenistik kralların ordularnıda hizmet vermek amacıyla anayurtlarından ayrılmış ve gurbette paralı asker olarak çalışmışlardır. Bunun kanıtları Kıbrıs'ta ve Fenike'de (Sidon Kenti) bulunan Adada'lı askerlere ait mezar taşlarıdır.
M.S. 395 yılında Roma İmpartorluğu ikiye ayrılınca, bölge Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içinde varlığını uzun süre korumuştur. Zaten Hırıstiyanlığın yayılmaya başladığı ilk yıllardan beri bölgede yeni dine karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. Bunu en çok St. Paulus'un bölgeyi ve Antiokheia'yı ziyaretleri göstermektedir. Aziz Paulus ve arkadaşları yaklaşık M. S. 45 yıllarında ilk kez Pamphylia'nın Perge'sine gelmişler, Perge'de bir gün kaldıktan sonra Kestros (Aksu) ırmağı yoluna çıkmışlardır. Torosları binbir güçlükle aşmışlar ve Eğridir üzerinden Antiokheia'ya ulaşmışlardır.
Araştırmacı G.Ercenk'e göre "Aziz Paulus'un ilk misyonunu yerine getirirken izlediği ve bugüne kadar belirlenip isimlendirilemeyen bu kutsal yol, Perge'yi Kestros Vadisi'ni takip ederek Adada üzerinden Antiokheia'ya bağlayan yol olmalıdır". Yolculuk süresinin ve güzergahının kaynaklarda belirlenen verilerle uyum içinde oluşu araştırmacının savını güçlendirmektedir. Ayrıca yukarıda değinilen Baulo ve Karabaulo isimlerinin Paulos'la benzerliği de Araştırmacı D. Frech'in karşı tezine rağmen bu verileri desteklemektedir. French, Perge-Adada yolunu kabul etmekle beraber yolun daha geç dönemde inşa edildiğini savunur.
Bölgede resmi kilise örgütünün M.S. 4. yüzyılda kurulduğu, Antiokheia, Sagalassos, Kremna, Selge, Adada ve diğer bazı kentlerin piskoposluk merkezi haline geldiği yazılı belgelerden anlaşılmaktadır. Yine yazılı belgelere göre Adada, Antiokheia'nın Pisidia'daki yardımcı piskoposudur. Adada M.S. 325, 381, 451, 692, 787 yıllarında çeşitli kentlerde toplanan dini meclislere (konsil) tensilci göndermiştir. Bu da gösteriyor ki Adada kentinde hayat 9. yüzyıla kadar sürmüştür.
Daha sonra Anadolu'nun Türkler tarafından alınması ile Bizans İmparatorluğu küçülmeye ve batıya doğru çekilmeye başlamıştır. Önceleri Pisidia Bölgesi'nde Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da III. Kılıç Arslan 1203 yıllında Isparta'yı alarak Uluborlu, Eğridir ve Yalvaç'a Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir. Bölgede daha sonra Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de 1390 ve 1422 yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Adada o günlerden bu yana harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında antik kentin içinden geçirilen Yeniköy yolu ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamıştır. Son yıllarda Anadolu'daki turizm haraketlerine paralel olarak Adada oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir.
27 Nisan 2008 Pazar
Adada Antik Kenti - Isparta
Aizanoi Antik Kenti
Aizanoi - Aezani (Çavdarhisar)
Aizanoi Antik Kenti
Kütahya şehir merkezine 57 km. uzaklıkta Çavdarhisar İlçesi'ndedir. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte Zeus adına inşa edilen Anadolu'nun en iyi korunmuş tapınağı yer alır. Ayrıca büyük bir tiyatro ile buna bitişik stadyum, biri mozaikli olmak üzere iki hamam ve gymnasium, Kocaçay üzerinde iki adedi halen kullanılır durumda olan beş köprü ile antik baraj, borsa binası, sütunlu caddeler, nekropol alanları ve Meter Steune'nin kutsal mağarası bulunmaktadır. Kentte halen Alman Enstitüsü adına yapılan arkeolojik kazılar devam etmektedir.
Aizanoi Tarihi Araştırma ve Anıtlar (Klaus Rheidt)
Penkalas (Kocaçay) Irmağı'nın yukarı kesiminde, Tanrıça Meter Steunene'nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigya'lar öncülü olarak antik kaynaklarda adı geçen Azan adlı mitoloji kahramanın, Su Perisi Erato ile efsanevi Kral Arkas'ın birleşmesinden ortaya çıktığı sanılmaktadır. İşte bu mitoloji kahramanından Aizanoi şehrinin adı kaynaklanmış olabilir. Aizanoi, antik Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis'lerin ana yerleşmeleriydi.
Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus tapınağının çevresinde yapılan yeni kazılarda, M.Ö. 3. bin yıllarından yerleşme tabakaları ortaya çıkmıştır. Yakın zamanda ovanın bir çok yerinde saptanan yerleşme tepeciklerinden biri de Anadolu'nun erken dönemlerinde bu ana kutsal alanın yerindeydi. Hellenistik Dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama'ya ve Bithinya'ya bağlı iken M.Ö. 133'te Roma egemenliğine girmiştir. M.Ö. 2. 1. yüzyıldan ilk sikkeler bilinmektedir. Roma İmparatorluk Döneminde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi'de kesin kentleşme bulgularına ancak 1. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7.yüzyıldan itibaren önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Ortaçağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuk Beyliği Döneminde Çavdar Tatarları boyu tarafından üs olarak kullanılmıştır. (13.yüzyıl) Bu yüzden buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.
Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş ve 1830/40'lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krecker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kazıları başlamıştır. Bu çalışmalara 1970 yılında R. Naumann tarafından yeniden başlanmış olup halen devam edilmektedir.
Aizanoi Baraj ve Taş Ocakları
Sel felaketinden korunmak için Penkalas Nehri (Bedir Dere) üzerinde, iki evrede inşa edildiği anlaşılan, günümüze iyi koruna gelmiş bir baraj duvarı vardır.
Bu iki yapı evresi, çoğu oturma basamağı olan devşirme mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde buranın taş ocağı olarak kullanıldığına işaret eden izler bulunmaktadır.
Aizanoi Meter Steunene Kutsal Alanı
Şehrin bilinen en eski kutsal alanı Tanrıça Meter Steunene'ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya inidir. Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda ele geçen pişmiş toprak kült figürinleri, burayı M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasına tarihlemektedir.
Mağaranın üst tarafında basamaklı bir kaya tahtı görülür. Bu tip kutsal alanlara Frigya'nın kırsal kesimlerinde rastlanır. Bu da Meter Steunene kutsal alanının M.Ö. 1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını gösterir.
Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru (bothroi) da kutsal alanın daha erken dönemine ait olabilir. Burada, halkın inancına göre kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu'nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.
Aizanoi Nekropolleri
Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir; çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapı biçimli mezar taşları bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları, mezar mimarisinde öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu M.S. 2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazıtlarda kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği yer alır. Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler vardır. Kadın mezar taşları üzerinde yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise kartal, aslan ve boğa bulunur.
1990 ve 1991 yıllarında Aizanoi'nin 2 km güneybatısında Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda, görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır. Haçvari plana sahip batıdaki mezar yapısının içinde, lahit koymak için yapılmış nişler vardı. Bugün Kütahya Müzesi'nin ana salonunda sergilenmekte olan Hellenlerle Amazonlar'ın savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur. Doğudaki dört kemerli yapı (tetrapylon) Ortaçağ'da (11./12. yüzyıl) küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da Eros betimli mermer lahtin alt kısmı bulunmuştur. Bu parça da Kütahya Müzesi'nin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısıyla mezar yapıları M.S. 155-165 yıllarına tarihlenebilinmektedir.
Aizanoi Sütunlu Cadde ve Kapı Binası
Aizanoi şehri yol sisteminin ana ekseni 1991 yılında çeşitli sondajlarla saptanmış 450 m. uzunluğundaki sütunlu yoldu.
Sütunlu bu yol, bugün ancak 1979 yılında kazılmış olup, köy bahçeleri içindeki, yolun güneybatı ucunu oluşturan kapı binasının kalıntıları görülmektedir. Sütunlu cadde, tapınaktan ana köprüden geçerek şehir dışındaki Meter Steunene kutsal alanına giden törensel yolun bir parçasıydı.
Aizanoi Stadion ve Tiyatro
Aizanoi'deki stadion-tiyatro kombinasyonunun benzeri yoktur. Stadionda yapılan 1982-1990 yılları arasındaki araştırmalar, bu yerin M.S. 160 yılından sonra başlanıp, aralıklarla M.S. 3. yüzyılın ortalarına değin bir yapım süreci geçirdiğini ortaya koymuştur. Stadion girişinin doğu kısmının onarımı sırasında, yeni bulunan ve tekrar yerlerine konan yazıtlar, kendisini daha önce ana köprünün yazıtından tanıdığımız, M. Apuleius Eurykles'in bu kompleksin yapımında da rol oynadığını göstermektedir.
Stadionun oturma sıraları hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir. En geniş kesimde batı tarafta bir kapı binası vardı. Restorasyon sırasında podyum üzerine konmuş iki oturma taşı, bu kapı binasının daha sonra bir dönemde oturma basamaklarıyla örtülerek kullanılmaz hale getirilmiştir. Stadionun tiyatroya bakan cephesi mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Bu, aynı zamanda tiyatro sahnesinin de arka tarafının kaplamasıdır. Mermer parçaları bugün stadionun kuzeyinde görülebilmektedir. Bu cephe duvarının alçak kaidesi Dor düzenindedir. Pencereli ilk kat üzerinde büyük kemer açıklıklı yüksek Attika katı gelmektedir.
Tiyatronun sahne kısmı zengin mermer bezemelerle kaplıydı. Bu bezemeler yüzyıllar boyu süregelen çeşitli depremler yüzünden oturma basamaklarının ortasına yıkıldıkları gibi kalmışlardır. Sahne binasını süsleyen özenle yapılmış mermer mimarideki bezemeler üzerine yapılan araştırmalar, yapının önce tek kat olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra stadion genişletilirken buraya da ikinci bir kat eklenmiştir. Mermer mimarinin çok az bir kısmı, asıl yeri olan kesme kalker taşlı yapının önünde kalmıştır. Düşmüş mermer parçaları arasında av sahnesi betimli kaliteli friz parçaları özellikle dikkat çekmektedir.
Aizanoi Yuvarlak Yapı (Macellum) ve Geç Antik Sütunlu Cadde
Daha güneyde M.S. 2. yüzyılın 2. yarısında, olasılıkla gıda pazarı olarak kullanılmış yuvarlak bir yapı (Macellum) vardır. Burası 1971'de kazılmış ve kısmen onarılan duvarlarına, M.S. 4. yüzyılın başlarında İmparator Diocletian'ın 301 yılında enflasyonla mücadele için yaptığı ücret tespitlerinin bir kopyası konmuştur. Bu yazıtta, İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri yer almaktaydı. Buna göre, örnek olarak; kuvvetli bir köle, iki eşeğin ücretine, yani 30.000 dinara; bir at ise üç köle ücretine eşitti.
Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası 1992 ila 1995 yılları arasında kazıldı. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre M.S. 400 yıllarına tarihlenen bir cadde ortaya çıkarıldı. Sütun ve kiriş parçaları neredeyse bütünüyle ele geçtiğinden, mermer tamamlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırıldı. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka duvarlarına yerleştirildi. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi, insanı yağmur ve güneşten koruyan bir çatının yapılması için diğer antik yapılardan malzeme sağlanmıştır. Değişikliğe uğratılıp kullanılan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konmuştur. Böylece, kuzeydoğu galerinin sütunları önünde bir yazıt kaidesinde, soylu bayan Markia Tateis'in onur yazıtı ve flüt çalan panter postlu çıplak bir Satyr'in mermerden heykeli bir araya getirilmiştir. Heykel bugün Kütahya Müzesi'nde sergilenmektedir. Onur yazıtı ile Satyr heykeli arasındaki ilişki, Geç Antik dönem dekor anlayışında içerik endişesi olmadığını ve burada sütunlu bir caddenin çeşitli unsurlarla süslenmesi gayesinin güdülmüş olduğunu göstermektedir.
Sütunlu caddenin yapılması için, ortadan kaldırılan en önemli yapı Artemis tapınağı idi. Volütlerın altlıklarında dik duran akant yaprakları ile bezeli zengin süslemeleri dikkati çeken kuzeydoğu galerinin görkemli İon başlıkları bu tapınağa aittir. Başlıkların üzerindeki aynı binaya ait arşitravlarda Tanrıça Artemis'in ve tapınağı vakfeden Asklepiades'in adı geçen uzun bir yazıt vardır. Bu yazıtla tapınağın İmparator Claudius (M.S. 41-54) Döneminde inşa edildiğini söylemek mümkün olmaktadır. Kuzeydoğu galerinin tabanında döşeli olarak ele geçen iki plaka, aslında tapınağın alınlık üçgenindendir. Bunlardan birinde Artemis'in atribüsü olan geyik, alçak kabartma olarak işlenmiştir. Geç Antik dönem sütunlu caddesinde kullanılan Artemis tapınağı parçaları sayesinde sekiz sütunlu tapınağın ön cephesinin rekonstrüksiyonu mümkün olmaktadır.
Yapımı için tapınak yıkılan sütunlu cadde, 6. yüzyıla kadar varlığını korumuş olup bir deprem neticesinde yıkılmış olmalıdır.
Aizanoi Hamam
M.S. 3. yüzyılın 2. yarısında şehrin kuzeydoğusunda aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine ikinci büyük bir hamam inşa edilmiştir.
Hamam mekanlarından birinde, ortada Satyr ve Menad betimli kaliteli bir mozaik taban vardır. M.S. 4. veya 5. yüzyıldan sonra bu hamamın ana mekanı düzenlenmiş ve Aizanoi'ni erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.
Aizanoi Hamam ve Yuvarlak Yapının Kalıntıları
Stadion ve tapınak alanı arasında, M.S. 2. yüzyılın 2. yarısına ait, önünde sütunlu avlusu ve zengin süslemeleri bulunan bir hamam yer almaktaydı. Simetrik bu yapının güneydoğu yarısı 1978-1981 yıllarında kazılmıştır. Hamam mekanlarının zengin mermer kaplamaları ile su ve ısıtma kanal kalıntıları, bugün bile görülmektedir.
Frigidarium ve caldarium gibi esas yıkanma odaları yapının ortasındadır. Bunlara çok sayıda yan mekanlar açılmaktadır. Bu mekanların en büyüğünde bir apsis içinde Tanrıça Hygieia'nın mermerden bir heykeli vardı. Kuzeydoğuda hamam yapısının önünde spor çalışmalarının yapıldığı kare biçimli büyük bir avlu (palaestra) yer almaktaydı. Palaestra'nın kuzeyindeki tarlalarda bulunan büyük taş bloklar, burada, içi yuvarlak, dışı çokgen biçimli görkemli bir mezar yapısının yer almış olabileceğini göstermektedir.
Agora, Heroon ve Dor Sütunlu Avlu
Penkalas (bugünkü Kocaçay) Irmağı'nın batı yakasında Aizanoi yeni kent merkezinde görkemli yapılara, Zeus tapınağı ile başlanmıştır. M.S. 2. yüzyılın ortalarında küçük bir tapınak olarak kabul edilen bir heroon bulunan ve etrafı galeriyle çevrelenmiş olan agora inşa edilmiştir. Güneyde Dor sütunlu galeriyle çevrili alan, tapınağı çevreleyen galeriden daha önce yapılmıştır. Bu görkemli yapıların çoğu bugün köy ev ve bahçelerinin altında kalmış olup çok az bir kısmı günümüze kalmıştır.
Tapınak düzlüğünün güneydoğusundan geçen yolun hemen yanında, agoranın kalp biçimli bir köşe sütunu görülmektedir. Üzeri kısmen Ortaçağ surlarının yatay sütunları, bir kısmı da diğer antik yapılardan devşirme olarak kullanılan mimari parçalar tarafından örtülmüş olan Dor sütunlu avlunun kuzey köşesi 1997 yılında kazıldı. Köy evleri ve bahçeleri arasında bulunan galerili Dor sütunlu avlunun doğu köşesi ve avlunun gerisindeki mekanlar 1981 ve 1982 yıllarında kısmen kazıldı.
Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan heroonun güneybatı duvarında, kuzeybatıdan podyumlu tapınak yapısına doğru giden bir merdivenin izleri kısmen görülebilmektedir. Bu yapının şehrin ileri gelenlerinden birinin anıt mezarı olduğu sanılmaktadır.
Aizanoi Zeus Tapınağı
Şehrin ana kutsal alanı olan Zeus tapınağının yapılabilmesi için , Anadolu'nun erken evrelerine ait tabakaların ortadan kaldırılmış olduğu, son kazılarda ortaya çıkmıştır. Tapınak avlusunun seviyesinde, hemen altında Erken Bronz Çağı II'ye (M.Ö. 2800-2500) tarihlendirilen keramik parçaları ele geçmiştir. Ortadan kaldırılan tabakaların molozları tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır. Tapınağın yapımına M.S. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde başlanmıştır. Yapımı için gerekli harcamalar, olasılıkla geniş tapınak arazilerinin icara verilmesiyle sağlanmıştır. Toprağı kiralayanlar uzun yıllar para ödememekte direndiler. Ancak İmparator Hadrian'ın kararıyla paralar ödenince tapınağın inşaasına başlanabildi. İmparator ile kent arasında bu konuyla ilgili yazışmalar Aizanoi için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin (pronaos) kuzey tarafında özel olarak bu yazıta hazırlanmış olan yerinde bugün dahi bulunmaktadır. Aynı duvarın dış tarafında da uzun yazıtlar vardır. Burada, köprünün yazıtından bildiğimiz M. Apuleius Eurykles'ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles'in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile bahsetmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde savaş sahnelerini, atlıları ve atları gösteren çizimler vardır. Bu çizimler, 13. yüzyılda tapınağın etrafındaki surlarda korunak arayan Çavdarlar'ın yaşamlarından sahneler göstermektedir. Peristasiste kısa yanların her birinde 8, uzun yanlarda 15'er İon sütunu yer alır. Sütunlarla iç mekanlar (pronaos, cella ve opisthodomos) arasındaki uzaklık, sütunlar arasındakinden iki defa daha geniştir; böylece burada pseudodipteros planlı bir tapınak uygulanmış olmaktadır. 53 x 35 m. ölçülerindeki podyum üzerine yapılmış olan tapınak ile tonozlarla örtülü büyük bir alt yapının birleşimi, Anadolu'daki Roma mimarlık sanatında pek alışılmamış bir durumdur ve tam bir benzerine rastlanmamıştır. Cella, opisthodomos ve pronaosu bütünüyle kaplayan alanın altındaki alt yapının daha önceki araştırmalarda
Aizanoi'de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu'nun Tanrıça Kybele'sinin kült yeri olduğu düşünülmektedir. Tapınağın kuzeybatı alınlığında orta akroterde bir kadın büstünün bulunması, tapınağın yalnız tanrıların babası Zeus'a değil, aynı zamanda Tanrıça Kybele'ye de adanmış olduğunu gösterir. Son araştırmalar ise tapınağın çift tanrıya, hem Zeus hem de Kybele'ye adanmış olamayacağını ortaya koymuştur. Etki uyandıran alt yapı ise belki de kehanet yeri veya tapınağın deposu işlevini görüyordu. Kadın büstü biçimli akroter, tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konmuştur.
Aizanoi Şehir ve Köprüleri
Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçay'ın her iki yakasında, Aizanoi'den günümüze kalan yapı kalıntılarının büyük bir kısmı Roma İmparatorluk Dönemi eserleridir. İlkbaharda bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış koruma duvarları bulunmaktaydı. Antik dönemde iki yakayı birbirine bağlayan dört köprüden ikisi bugün bile geçişe hizmet etmektedir. Üst taraftaki alçak ahşap köprü yaya geçidi amaçlı kullanılmaktaydı. Onu takip eden beş kemerli taş köprü günümüze dek koruna gelmiştir. Yıkılmış olan üç kemerli köprüyü ise günümüzde de bütün trafik yükünü beş kemerli yapısıyla taşıyan şehrin ana köprüsü izler. Köprü korkuluğunun bir kaidesi üzerindeki yazıttan, açılış merasiminin M.S. 157 yılının eylül ayında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yazıt ve kabartmalı iki korkuluk taşı bugün dördüncü köprünün önünde sergilenmektedir. Kabartmada, köprüyü bağışlayan M. Apuleius Eurykles'in deniz yolculuğu gösterilmektedir. Eurykles, İmparator Hadrian tarafından kurulan, Panhellenion denilen Hellen Birliği'nde, M.S. 153 ve 157 yılları arasında Aizanoi'u Atina'da temsil etmiştir ve M.S. 157 yılının sonbaharında Aizanoi'e geri dönmüştür. Köprüye 1990 yılında karayolları tarafından yeni korkuluklar konmuş ve yeniden kaplanmıştır.
Alabanda - Aydın (Araphisar)
Alabanda - Aydın (Araphisar)
Aydın İli'nin Çine İlçesi'ne 7 km. uzaklıktaki Araphisar Köyü üzerinde kurulu Karia kentlerinden biridir. Byzantion'lu Stephanos'un bildirdiğine göre şehire bu ismi kral Kar, oğlu Alabandros'un at yarışı kazanması üzerine vermiştir.
Alabandalıların büyük bir zenginliğe sahip olduğunu, lüks içinde yaşadıklarını ve şehirdeki bütün kızların harp çaldıklarını Strabon'dan öğreniyoruz. Halil Ethem Bey'in yaptığı kazılarda iki tapınağın temelleri ortaya çıkarılmıştır.
Kenteki önemli yapılardan biri bouleuteriondur. Bunun dışında doğuda yoğun şekilde görülen lahitler nekropolün burada yer aldığını göstermektedir. Bunun dışında su kemeri ve tiyatro görülebilen yapılardandır.
Alacahöyük - Çorum
Alacahöyük - Çorum
Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi'nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy'e 34, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.
Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren höyük Orta Anadolu'yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861 yılında ise G. Perrot Anadolu gezisi sırasında höyüğe gelmiş ve kapının sağ ve solundaki dört köşe kulenin planı ile orthostatlardan birini açığa çıkarmışır. Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların hitit dönemine ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi olmuştur.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binin ikinci yarısı,
Yüksekliği 34 cm. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Anadolu'nun tarihi coğrafyasında emeği büyük olan W. Ramsey de Wilson ile birlikte 1881 yılında höyüğü inceleyerek birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere eklemişlerdir. 1893 yılında ise E. Chantre Anadolu'ya geldiğinde ilk olarak höyüğe gelmiş ve o da sfenkslerin arasındaki dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı ve kapının sövelerini ortaya çıkarmıştır. Kabartmaların mülajını alan Chantre, kabartmaların konularına bakarak, Perrot gibi burasının bir saraydan ziyade mabet kapısı olabileceğini ileri sürmüştür. Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı olduğu görüşünü Ramsey'in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir.
Daha sonra 1906 yılından beri Boğazköy'de çalışan H. Winckler, Makridi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine Höyük'te araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 1907 yılında Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapmış, bu çalışma sonucunda kapı önünde birkaç yeni orthostat daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi) görerek bunu Boğazköy'deki poternle karşılaştırmıştır.
Höyük'te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 24 cm. Dövme ve dökme tekniğiyle yapılmıştır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Yapılan araştırma ve kazılar sonucunda Alacahöyük'ün Kalkolitik Çağdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;
Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000 ana toprak üzerine 15-9 tabakada,
Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 8-5 tabakada,
Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200 4-2 tabakada,
Frig Çağı : M.Ö. 750'den itibaren 1. tabakada yer almaktadır.
Höyük'te Kalkolitik Dönemde gerçekleştirilen ilk iskân kuzey kısımları tepeciklerle korunan ve su seviyesinden yüksek bir konumda güneye bakan bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş olup, bu yerleşme küçük bir köy durumundan ileriye gidememiştir. Bu dönemde mimari, taş temel ve kerpiçle örülen duvara dayanıyordu; çatı saz ve kamışla örtülerek, üzeri düz dam toprakla sıkıştırılıyordu.
Geyik Heykeli
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 52.5 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Kalkolitik Dönemi takip eden ve 4 yapı katı ile temsil edilen Eski Tunç Çağı Alacahöyük'te 13 kral mezarı ile önem kazanmıştır. 5. ve 7. kata ait olduğu ileri sürülen mezarlar şehrin özel bir alanında yer almaktadır. Bunlar biçimleri bakımından Anadolu'nun ve hatta Önasya'nın eşsiz mezar örnekleri olarak nitelenebilir. Mezarlar yetişkin erkek ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir. Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye de rastlanmamıştır. Orta Anadolu'daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük'te hem mezarların hem de ölülerin istikametinde bir birlik vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya'da bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bunların arasında bugüne kadar benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler de vardır. Eski Tunç Çağında Alacahöyük'ün mimari sistemi, Anadolu'nun özgün yapı tekniğine dayanmaktadır; bu tekniğe göre yapılan taş temelli, kerpiç duvarlı, düz tavanlı, sıvalı taban ve toprak çatılıdır.
Alacahöyük'ün şu an görülebilir kısmını oluşturan Hitit tabakaları üç yapı katından oluşmaktadır. Bu dönemde, 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün kenarında bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma sistemi üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli kapı, diğeri höyüğün batısındaki kapıdır.
Kadeh
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 13.9 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Höyük'te olası şehrin dinsel kapısını oluşturan güneydoğudaki sfenksli kapıda, iki sfenks yer almaktadır. İki metreden yüksek olan ve monolit taş lentoları üzerine yontulmuş olan sfenks protomlarında başlar dikkati çekmektedir. Dışarı taşkın şişkin gövdeli sfenksler ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı kartal bulunmaktadır.
Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin altında bulunan kabartmalar alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, ayrıntılar plastik olarak verilmiştir. Batı kulesi orthostatlarının hemen hemen hepsi tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda altta kült-libasyon konularının ve üst sırada ise av sahnelerinin betimlendiği görülmektedir. Fırtına tanrısı onuruna kutlanan ve Hitit dini metinlerinden de bilinen bayram törenlerinde başrahip ve rahibesi olan kral ve kraliçe burada boğa karşısında dua pozisyonunda gösterilmiş, bunu izleyen kabartmalarda ise törenin diğer bölümleri betimlenmiştir. Doğu kulesindeki kabartmalarda oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer almaktadır; bunlar kült törenlerinin devam ettiğini göstermektedirler.
Gaga Ağızlı Kap
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 14.3 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Sfenksli kapıdan içeri girip, giriş kompleksini geçtikten sonra sağ tarafta "Mabet-Saray" olarak adlandırılan büyük bir Hitit yapısının temelleri görülmektedir. Bu yapı, çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden oluşmaktadır.
Yazılıkaya Tapınağı
Yazılıkaya Tapınağı
Hattuşaş örenyerinin 2 km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı, önünde Hitit mimari özelliklerinin yansıtıldığı iki kaya odadan oluşmaktadır.
Yazılıkaya Tapınağı'nın kayalığa yapılmış olan bu odaları "Büyük Galeri" (A odası) ve "Küçük Galeri" (B Odası) adıyla anılmaktadır.
Büyük Galeri'nin (A odası) batı duvarı tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezeli olup her iki duvardaki figürler, doğu ve batı duvarlarının kuzey duvarı ile birleştiği ana sahnenin yer aldığı kısma doğru yönelmektedir. Tanrıların genel olarak sivri bir külâhı, belden kuşaklı kısa bir elbisesi, kalkık burunlu papuçları ile küpeleri vardır. Çoğu zaman kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar. Tanrıçaların hepsi uzun bir etek giyer, başlarında silindir biçimli bir başlık vardır. Doğu ve batı duvarının birleştiği kuzey duvarında, ana sahneyi oluşturan baş tanrılar yer almaktadır. Burada dağ tanrıları üzerinde duran Hava tanrısı Teşup ve karısı tanrıça Hepatu ile arkasında oğulları Şarruma ve çift başlı kartal yer almaktadır. Kral IV. Tuthalia'nın kabartması ise doğu duvarda yer almakta olup, galerinin en büyük kabartmasıdır.
Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeri'yi (B odası) girişin iki yanında bulunan aslan başlı, insan gövdeli kanatlı cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru sıralanan oniki tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki kral IV. Tuthalia yer almaktadır. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar dışında kayaya oyulmuş üç adet niş bulunmakta olup, bu nişlere bir takım hediyelerin veya Hitit kral ailesinin ölü küllerinin saklandığı kapların konulduğu düşünülmektedir.