Temel neden tartışılmaz olarak korkudur çünkü yeraltı kentleri içine girilmesi çok zor olsun diye yapılmışlardır, bu yüzden de uzun zaman fark edilmediler.
9 Haziran 2011 Perşembe
4000 yıl önce varolan yeraltı kentleri: Kapadokya
Temel neden tartışılmaz olarak korkudur çünkü yeraltı kentleri içine girilmesi çok zor olsun diye yapılmışlardır, bu yüzden de uzun zaman fark edilmediler.
1 Haziran 2011 Çarşamba
Oylat Kaplıcaları
Sislerin ardındaki şifa kaynağı: Oylat Kaplıcaları
İnegöl'ün harika kaplıcalarını gittiniz mi? Bu yazıdan sonra belki de ilk işiniz bu olacak.
Oylat yazın başka güzel kışın başka... Ama sonbaharda her yer usta bir ressamın yağlıboya tablosunu andırıyor. Kaplıcasında binbir türlü hastalığa şifa arayanların uğrak kapısı olan Oylat'a gelmek için ille de hasta olmayı beklemeyin. Tertemiz havasını soluyarak yürüyüşler yapıp kuş seslerini dinlemek, çağlayanların köpüklerini seyredip büyülü bir dünyanın huzurunu yakalamak için de Oylat'a gelmek gerekiyor.
Her mevsime uygun gezi durağımız, şifalı doğasıyla Bursa'nın İnegöl ilçesine bağlı Oylat. Oylat deresinin çağlayanlar meydana getirerek geçtiği vadi, çam, gürgen, meşe, kestane, ıhlamur, kavak, çınar ağaçları ile kuşburnu ve böğürtlen bitkilerinden oluşan ormanla bütünleşiyor.
İlkbaharda yer gök kır çiçekleri ve menekşelerle kaplanırken, sonbaharda her yer yağlıboya tablo görünümüne bürünüyor. Kışın ise beyaz örtüsüyle anlatılmaz güzellikteki doğayı varın siz hayal edin.
İki tarafı vadilerle çevrili yamaçta kurulu kaplıcalar mevkii, sırtını Uludağ'ın devamına yaslamış. Kaplıca suyu, uzun sürede getirdiği kalsiyum karbonatlı ve kalsiyum sülfatlı sularla "çökelek" meydana getirip kaplıcanın bulunduğu terasları oluşturmuş.
Başı dumanlı "Sivri Kaya Tepesi" ile kaplıcalar arasında bulunan kanyon görünümlü vadi sürekli taze hava koridoru yaratıp oksijen pompalıyor.
Bu arada yaprak kaplı bir zemin, toprak kokulu tertemiz bir hava ve ötücü kuşların de ortama eşlik ederken, hiç dinmeden gürül gürül akan su, çağlayanların coşkulu sesine dönüşerek sizi büyülü bir dünyaya taşıyor.
Oylat yakınlarındaki Saadet köyünde bulunan para ve kalıntılardan kaplıca kullanımının Romalılar zamanına kadar uzandığı anlaşılıyor. İnşa tarzının Roma hamamlarına benzerlik göstermesi günümüze gelen sarnıç ve küpler Oylat kaplıcasının Romalılarca kullanılmış olduğunu doğruluyor. Osmanlı döneminde de yararlanılan Oylat Kaplıcası'nın bir de efsanesi var: Bizans İmparatorluğu zamanında bölgeye hakim tekfurun kızı çare bulunmaz bir hastalıktan yatağa düşer. Aciz kalan bilgiçler tahammülsüz ızdıraplar içindeki kıza son bir şans verip biraz daha göz önünden uzaklaştırmak için Oylat'a getirerek "öl-yat" deyip bırakırlar. Bu suda her gün yıkanan kız, eski sıhhatine kavuşup babasının sarayına dönünce, Oylat o günden sonra şifa kaynağı olarak kullanılır.
Efsane böyle. Ama gelin şimdi de olaya bilimsel açıdan bakalım.
Maden Tetkik Arama Enstitüsü, ülkemizin tabii servetlerinden olan ılıca ve maden sularının tahlilini daha modern cihazlarla yapıyor. Profesör Kerim Çağlar'ın son tahliline göre Oylat kaplıca suyunda kalsiyum, sodyum, magnezyum, potasyum, demir alüminyum katyonları sülfat, hidrokarbonat klorür, nitrat, hidrofosfat, hidroarsenat, meta silikat asidi, serbest karbondioksit gibi anyonlar bulunmakta. Radyoaktivitesi 10, eman reaksiyonu (PH) 7,3 olan suda bir miktar da krom bulunuyor. Bu özellikleri itibarı ile Oylat Kaplıcası sıcak, (Hipertermal) oligometalik kalsiyum sülfatlı ve radyoaktif sular gurubuna giriyor.
Nefesimizdeki kaplıca
Oylat Kaplıcası'nın akan suları radyoaktivite ve diğer şifalı unsurları ile radyum emanosyonu (rodon) halinde ormanın temiz havasına yayılıyor. Böylece kaplıca yalnız banyo olarak değil teneffüs yoluyla da vücudumuza giriyor. Yarım saatte kandaki seviyesi teneffüs edilen havadaki miktarla eşitleniyor.
Suyla olduğu kadar iklim tedavisi de gösteren Oylat Kaplıcası; nevralji, nevrit, siyatik, meralji, parestezik intelkoskal nevralji ve oksipital nevraljilere iyi geliyor. Ağrılı sinir hastalıkları, romatizma, çocuk felcinin yanı sıra pek çok hastalık da, banyo ve su içi masajlarda şifa bulabiliyor. Vücut hücrelerinin faaliyetini kamçılayıcı su, iç ifrazatı arttırıcı etkilerlerle üç haftalık tedavilerde kişiye enerji ve zindelik kazandırıyor.
Kaplıcadan yararlanmanın 10 altın kuralı:
1- Kaplıca tedavisi öncesi doktor kontrolü yapılmalı.
2- Kaplıca kürü en az 15, en çok 20 banyo olmalı.
3- Günde sadece bir banyo alınmalı.
4- Banyo suyunun ısısı 37-38 dereceyi geçmemeli.
5- Banyoda kalış süresi 15 dakikayı aşmamalı.
6- Banyo sonrasında 45 dakika yatıp dinlenilmeli.
7- Tok karnına banyoya girilmemeli ve en uygun zaman olan sabah tercih edilmeli.
8- Kaplıca kürü süresince ağır, etli, hamur ve yağlı yememeli. Bol meyve, taze sebze, ızgara, haşlama ve az yağlı yemeli.
9- Kaplıca dışındaki zamanlarda yürüyüş ve egzersiz yapılmalı.
10- En iyi program doktorun tavsiyesini uygulamak olmalı.
Not: Sağlık amaçlı gelenlere, tedavinin etkisini azaltmamak için suyun vücudun üzerinde kalması öneriliyor. Bu nedenle fazla sabunlanmaması tavsiye ediliyor.
19 Mayıs 2011 Perşembe
Fatsa / Ordu
Hiç yolunuz düştü mü Fatsa'ya acaba? Fatsa oldukça güzelleşti son yıllarda. Gitmeli, görmeli dediğimiz bir yer oldu. Şirin bir Karadeniz ilçesi Fatsa'ya bekleriz.
15 Mart 2011 Salı
Kapadokya-Gizemler şehri
Anadolu´nun Altı Oyuk mu?
Yeraltı kentlerini kim, neden yaptı? 85 m. derinlik, çağdaş bir havalandırma sistemi, binlerce kişinin yaşayabileceği bir kompleks, mükemmel bir savunma sistemi; Ve bunların ne zaman, niçin yapıldığı belli değil. Orta Anadolu´da Nevşehir, Niğde Aksaray yörelerinde yüze yakın yeraltı kenti, tüneller ve mağralar bulunmaktadır yani bu yöremizin altı karıncaların yuvalarına benzer.
10 Şubat 2011 Perşembe
Yedigöller - Bolu
Yedigöller, İstanbul'dan yaklaşık dört buçuk, Ankara'dan ise üç saat uzaklıkta yemyeşil bir bölge. Ama bu doğa harikasına varmak için bu sürenin yaklaşık 1,5 saatini çok bozuk bir orman yolunda geçirmeyi göze almanız gerekiyor.
İstanbul'dan Yedigöller'e gitmenin en kolay yolu, ücretli otoyoldan ve Bolu şehir merkezi üzerinden. Bolu'ya geldikten sonra Yedigöller tabelalarını takip etmeniz gerekiyor.
Ankara'dan gelenlerin ise otoyoldan Yeniçağa sapağından girip, Mengen üzerinden gitmeleri daha kolay.
Biz giderken Mengen yolunu tercih ediyoruz. Yeşilin her tonunun içinde yolculuk ederken, yol kenarında Türkiye'yi karavanla dolaşan Hollandalı bir çifte rastlıyoruz.
Yedigöller yolunda mola veren çift, dere kenarında ellerinde kitapları huzurlu ortamın tadını çıkarıyor. Biraz ısındıktan sonra da dereye gitmeyi planlıyorlar.
Biz biraz sohbet edip, Hollandalı çifti kitapları ile başbaşa bırakarak yolumuza devam ediyoruz.
Yedigöller Milli Parkı, 550 hektarlık bir alan. Vadiler arasındaki Büyükgöl, Seringöl ve Nazlıgöl gibi 7 tane göl, çeşit çeşit ağaçlarla çevrili.
Yedigöller 1965 yılından beri milli park olarak koruma altında, çünkü yaklaşık 200'ün üzerinde bitki ve onlarca hayvan türüne ev sahipliği yapıyor.
Yedigöller'in çevresindeki 47 bin hektarlık alan yaban hayatı koruma sahası. Geyik, karaca ve kurt gibi hayvanlar için özel alanlar tahsis edilmiş. Bu bölge ayrıca Türkiye'nin en güzel karışık doğal ormanlarından biri.
Milli parkta piknikçiler için ayrılmış ahşap masalar ve barbekü bölmeleri var. Ancak yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka yanınızda getirmeniz gerekiyor.
Yedigöller'de bazı belirlenen alanlarda kamp yapma imkanı bulunuyor. Ayrıca konaklamak isteyenler de bungalow tipi evleri tercih edebiliyor.
Kampçılar buraya çadırları ve oltalarıyla geliyor. Deringöl ve Büyükgöl'de balık tutmak serbest. Ancak bu balıklar gölün doğal ortamında yetişmiyor. Yedigöller Alabalık Tesisleri'nde üretilip, oltacılık yapmak isteyenler için göle bırakılıyor.
Eğer tüm erzağı yanınızda getirirseniz, Yedigöller'in içindeki bungalowlarda doğayla başbaşa bir haftasonu geçirebilirsiniz. Bunun için Orman Bölge Müdürlüğü'nden yer ayırtmanız gerekiyor. Gecelik ödemeniz gereken ücret ise 50 YTL. Ancak bölgenin hemen hiçbir yerinde cep telefonlarının çekmediğini de hatırlatalım.
Yedigöller'den dönüşte Bolu şehir merkezinden geçen yolu tercih ediyoruz. Mengen yoludan daha kısa olsa da keskin virajlar ve kötü orman yolu biraz insanın tadını kaçırıyor.
İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz ama Yedigöller pek öyle günübirlik gelinebilecek bir yer değil. Bu yüzden Bolu'da bir gece konaklamak iyi bir fikir olabilir. Biz de yol üzerinde Yurdaer Otel'de bir mola veriyoruz.
Yurdaer Otel bildiğiniz otel ya da restoran konseptlerinden çok farklı, son derece özgün bir yer. Zaten burası bir mutfak sanatları merkezi. Aynı zamanda ressam ve gurme olan Yurdaer Bey'in resimleri otelin her yanında görülebiliyor. Zaten buraya da sanatseverler ve Türk mutfağını tanımak isteyenler geliyor. Amaç unutulmuş Türk mutfağını yaşatmak. Ticari bir kaygıları yok.
Yurdaer Otel 53 odasıyla konaklamak isteyenlere de hizmet veriyor. Ama daha da önemlisi burada, unutulmuş ve yaşayan binlerce Türk yemeğini gerçek tadı ile tatma imkanınız var. Biz de misk-i amberli demirhindi şerbeti ile başlayan ve kahkuleli kahve ile biten nefis yemekleri tatıktan sonra bu leziz yiyeceklerin tadı damağımızda yola koyuluyoruz.