"Kapadokya, çeşitli kısımları olan bir ülkedir ve birçok değişiklikler geçirmiştir. Eskiler Kapadokyalılar´ı ayrı bir kabile olarak kabul ettiklerinden Katonialılar´ı (Bügünkü Malatya bölgesi) bunlardan ayırmışlardır.
2 Mart 2012 Cuma
Strabo´ya göre Kapadokya
"Kapadokya, çeşitli kısımları olan bir ülkedir ve birçok değişiklikler geçirmiştir. Eskiler Kapadokyalılar´ı ayrı bir kabile olarak kabul ettiklerinden Katonialılar´ı (Bügünkü Malatya bölgesi) bunlardan ayırmışlardır.
Kapadokya´daki Yeraltı Kentleri
Kapadokya´daki önemli yeraltı kentleri
Kaymaklı yeraltı kenti; 1964 yılında açıldı, henüz dört katı ziyaret
edilebiliyor, oturma mekanları havalandırma bacalarının çevresindedir.
İçerde bakır cevherinin ergitilmesi için kullanılan delikli baharat
taşları vardır.
Derinkuyu yeraltı kenti; Derinliği 85 km.´dir,
olağanüstü bir yapı olarak dikkat çeker; içinde ahır, kiler, yemekhane,
kilise, depolar ve şaraphane gibi bölümler vardır. Hava bacası 55 m.
derinliğindedir ve aynı zamanda da su kuyusudur, özellikle de suların
düşmanlar tarafından zehirlenmemesi için bazı kuyuların ağızları
yeryüzüne kapatılmıştır.
1965´de ziyarete açılan Derinkuyu´nun ancak %
15-20´si gezilebilmektedir." Özkonak yeraltı kenti; Avanos´dadır,
katlararası iletişim amacıyla ötekilerden farklı olarak, 5-8 cm.
çapında, uzun bacalar veya delikler yapılmıştır.
Derinkuyu ve
Kaymaklı´da kapılar sürgü taşı denen dev yuvarlak taşlarla
kapatılıyordu. Özkonak´da ise farklı olarak bir de düşmana taş, ok,
mızrak atmak veya kızgın yağ dökebilmek amacıyla özel delikler de
açılmıştır.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Derinkuyu Nevşehir
Derinkuyu
Nevşehir'e 30, Kaymaklı'ya ise 10 km. uzaklığında olan Derinkuyu'nun
yeraltı şehri Kaymaklı yeraltı şehrine göre plan olarak farklılık
göstermektedir. Kaymaklı yeraltı şehri bir tepenin altına yapılmışken,
Derinkuyu daha düz bir alana oyulmuştur.
Daha derin olarak oyulan bu
yeraltı şehrinin derinliği 55 m. dir. Ancak, 7. katındaki su kuyusunun
derinliğini de hesaba kattığımızda, bu rakam 85'e çıkmaktadır. Toplam
sekiz kat olan yeraltı şehrinin beşte birinin gezilebildiği
söylenmektedir. Bir yeraltı şehrinde bulunması gereken tüm özellikleri
taşımaktadır. Ayrıca, bir misyonerler okulu bulunmaktadır.
Misyonerler
okulunun birinci katta bulunması, bu okulun normal zamanlarda da
kullanıldığı görüşünü getirmektedir. 1965 yılında hizmete açılmış olan
yeraltı şehrinin 5. katından sonra, tek bir tünelle 7. ve 8. kata kadar
inilmektedir.
Bir kilise ile başka odalara ulaşan tünelleri içeren bu
katta ayrıca bir 30 m. derinliğinde bir su kuyusu vardır. Sekizinci kat
küçücük bir oda olup havalandırma bacasına açılan bir de pencere vardır.
Bu pencere, havalandırma bacasının dibine çok yakındır.
Kaymaklı Nevşehir
Kaymaklı
Nevşehir'e 20 km. uzaklıkta, Nevşehir-Niğde yolu üzerinde bulunan ve
eski adı Enegüp olan Kaymaklı kasabasındaki yeraltı şehri 1964 yılında
ziyarete açılmıştır. Yöre halkı, evlerini yeraltı şehrinin etrafına
yapmış ve yeraltı şehrinin yüzeye yakın bazı mekanlarını depo, kiler,
ahır olarak kullanmaktadır. Sadece 4 katı gezilebilecek durumda olan
Kaymaklı yeraltı şehrinin tünelleri dar, alçak ve eğimlidir. Birden çok
havalandırma bacası olan şehirde, bugün sadece bir baca
görülebilmektedir.
Yeraltı şehrinin bugünkü girişindeki ahır bulunmaktadır. Ahırdan sonra
dar bir tünelden alt kata inilirken yan taraflarda oturma odaları
bulunur. İkinci kata inildiğinde birçok tünel, iniş tünelinin tam
karşısında bir mezarlık ve yanında küçük, tek nefli, iki apsisli,
ortasında bir altarın bulunduğu bir kilise vardır. Kilisenin içindeki
tünelden geçildiğinde erzak depolarının olduğu bir bölüme oradan da
biraz daha aşağıdaki, içinde bir şaraphanenin, yine erzak depolarının ve
bu bölüme inen başka bir tüneli kapatan değirmen taşı şeklindeki
kapının olduğu kata inilir. Daha da aşağıya inildiğinde, uzun bir
koridorun içinde, küçük bir pencereyle tünele bağlantısı bulunan
havalandırma bacası görülür. Dördüncü kattaki şaraphane ve erzak
depolarından sonra yukarı doğru çıkan tünelin sağ ve solunda sıra sıra
oturma odaları vardır. Bu tüneli çıktıktan sonra mutfağa geçilir. Mutfak
iki kat halinde yapılmıştır. Ocağın karşısındaki merdivenlerle altta
bulunan ikinci kata inilir. Dört tünelin açıldığı mutfaktan sonra ise
farklı tünellerden geçilerek yeniden giriş bölümüne varılır. Erzak
depolarının çok fazla olması bu yeraltı şehrinin nüfusunun kalabalık
olduğu fikrini güçlendirmektedir.
Göreme Açık Hava Müzesi
Göreme Açık Hava Müzesi
M.S. 2. yüzyılın sonlarında Kapadokya'da önemli sayıda Hıristiyan
toplumu bulunmakta idi. Bu devirde önemli piskoposluk merkezi olarak
Malatya ve Kayseri görülmektedir. Bunlardan Kayseri (Ceaserea), asırlar
boyunca Hıristiyanların merkezi olarak önemini korumuştur. 4. yüzyılda
Kayseri başpiskoposu olan Aziz Büyük Basilius'un Hıristiyanlık
doktrininin düzenlenmesi ve yeni bir şekil verilmesinde büyük payı
vardır. Nitekim, bu görüşler bugün bile, bir takım Hıristiyan toplumları
ve Gregorian kiliseli Aziz Büyük Basilius'un izinden gitmektedirler.
Kıtlık zamanında, tek parça ekmeği olan bir Hıristiyana, "o ekmeği ikiye
bölüp yarısını karnı aç birisine vermesini ve kendisini Allah'ın
himayesine bırakmasını" öğütlemiştir. Büyük Basilius çok kapalı, halktan
soyutlanmış şekildeki manastır hayatı yerine halka yakın, halkla iç içe
bir hayatı tercih etmiş; bu zihniyet sonucunda ise kardeşi Nyssa'lı
Gregorius ile Nazianos'lu Gregorius'un da büyük çabalarıyla
Kapadokya'da, yerleşim merkezlerine çok uzak olmayan manastırlar, kilise
ve şapeller kurdurmuş; buralarda din adamlarının nezaretinde günlük
ibadetlerin yapılmasını sağlamıştır. Kapadokya'daki din adamları, Büyük
Basil'in döneminde, Mısır ve Suriye'deki gibi halktan ayrı, imtiyazlı
hala sokulmamışlardır. İnzivaya çekilen keşişlerin dışında, diğer din
adamları cemaatle ibadeti tercih etmişlerdir. Bu tür bir dini eğitim
sistemi Göreme'de başlamış ve Soğanlı, Ihlara, Açıksaray gibi
Hıristiyanlık merkezlerinde sürdürülmüştür.
Kapadokya kiliseleri, fresk adını verdiğimiz duvar resimleriyle ünlüdür.
Bu resimler genelde iki aşamalıdır. Birincisinde resimler, doğrudan
duvarın üzerine yapılmış ve kırmızı renkli aşı boyası kullanılmıştır. Bu
tip resimler çeşitli bezeme, şekiller ve sembollerden oluşmaktadır.
İkincisi ise, kaya duvarın üzerine alçı, kum, saman karışımı bir sıva
yapılmış ve bu sıvanın üzerine, konuları İncil'den alınmış ve Hz.
İsa'nın hayatını anlatan sahneler resmedilmiştir.
Göreme
Göreme
Nevşehir'e 10 km. uzaklıktaki Göreme kasabası Nevşehir-Ürgüp-Avanos
üçgeni arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yer alır. "Korama,
Matiana, Maccan ve Avcılar" Göreme'nin eski adlarıdır. Göreme ile ilgili
6. yüzyıla ait bir belgede ilk olarak "Korama" adına rastlanılmıştır.
Bu belgede, Hieron adındaki bir azizin 3. yüzyıl sonlarında Korama'da
doğduğu, Malatya'da 30 arkadaşı ile birlikte şehit olduğu ve elinin
kesilerek annesine, Korama'ya getirildiğinden bahsedilmektedir. Aziz
Hieron'un, Göreme Açık Hava Müzesi'ndeki Tokalı Kilise'de bir freski
bulunmaktadır.
Göreme ve çevresinin Roma döneminde Venessa (Avanos) halkı tarafından
mezarlık olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Göreme'nin merkezindeki
büyük peribacasının içine oyulmuş olan iki sütunlu Roma mezarı ile
çevrede bulunan çok sayıda mezar bu görüşü ortaya çıkarmıştır.
Orta çağın başlarında, Hıristiyanlar için önemli bir dini merkez olan
Göreme, 11 ve 13. yüzyılda bir başpiskoposluk merkezi durumundadır.
Nitekim Göreme ve çevresinde çok sayıda dini yapılar mevcuttur. Ancak,
bu yapıların yapılış tarihleri hakkında yeterli doküman bulunmamaktır.
Bu itibarla tarihleme, yapının mimari özelliğine göre ve varsa
fresklerine bakılarak yapılmaktadır.
Ürgüp
Ürgüp
Nevşehir'in 20 km. doğusunda olan Ürgüp ilçesi, Kapadokya'nın en önemli
turizm merkezlerindendir. Çok sayıda isme sahip olan Ürgüp, Osiana,
Hagios Prokopios, Başhisar, Burgut Kalesi gibi isimlerle anılmış,
Cumhuriyetin ilk yıllarında bugünkü adını almıştır.
Ürgüp ve çevresindeki bilinen ilk yerleşim, antik adı Tomissos olan
Damsa Çayı'nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. Roma dönemine ait kaya
mezarları da önemli bir yer tutmaktadır. Bizans döneminde de önemli bir
dini merkez olan Ürgüp, çevresinde bulunan yerleşim yerlerindeki ve
vadilerdeki kilise ve manastırların piskoposluk merkezi durumundaydı.
2002 yılında, Ürgüp'ün Şahinefendi kasabasında yeni bir yerleşim merkezi
bulunmuş ve kazı çalışmalarına başlanmıştır. Arkeolog Halis Yenipınar
ve Murat Gülyaz denetiminde yapılan kazılarda, bir hamam ve tabanında
mozaikler olan, rezidans/kilise ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının içinde
bulunan mezarlardan mumyalanmış ceset bulunmuştur. (Henüz yeni bir kazı
çalışması olduğu için çok fazla bilgi elde edilememiştir. Bu itibarla,
ben de bu kadar bilgiyle yetinmek istiyorum.)
11. yüzyılda Ürgüp, Selçukluların önemli kentleri olan Konya ve Niğde'ye
giden yolların üzerinde önemli bir kale konumundadır. Bu döneme ait iki
yapı kentin merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleridir. Bir
anne ve kızına ait olan Altıkapılı Türbesi, adından da anlaşılacağı
üzere, altı cepheli, her cephesinde kemerli pencere olup üstü açıktır.
Temenni Tepesi'nde de, kime ait olduğu bilinmeyen iki türbe mevcuttur.
Ürgüp, Osmanlı döneminde de önemli bir kenttir. Şemsettin Sami 1888-1900
yıllarında yazdığı Kamus-ül Alam adlı kitabında Ürgüp'te 70 cami, 5
kilise ve 11 kütüphane olduğunu belirtir. Ancak, 1515 yılında Osmanlı
topraklarına katılan Ürgüp, 18 yüzyılda Sadrazam Nevşehir'li Damat
İbrahim Paşa'nın kadılık makamını Muşkara'ya (Nevşehir) taşıması sonucu
eski önemini yitirir. Buna tepki gösteren Ürgüp halkının gönlünü almak
isteyen Sadrazam, Ürgüp'ün içine künklerle (çamurdan pişirilerek
yapılmış boru) su hattı döşetir.
Kapadokya
Kapadokya Genel Tarihçe
Erozyonun oluşturduğu Peri Bacaları ve inanılmaz görüntülerle herkesi
şaşırtan vadileri, insanların inanç uğruna oyarak inşa ettikleri ve
günümüze kadar canlılığını koruyabilmiş freskleriyle kaya kiliseleri,
canlarını kurtarabilmek amacıyla yerin metrelerce altını -kimi zaman
sekiz kat- oyarak yeraltı yerleşim yerleri bugünkü Kapadokya'yı meydana
getirir. İnsan ve doğa el ele vermiş ve dünyanın harikalarından birini
ortaya çıkarmıştır.
Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış olan Strabon, Geographika adıyla
yazmış olduğu kitabında Kapadokya'yı, doğuda Malatya, batıda Aksaray,
güneyde Toros Dağları ve kuzeyde Doğu Karadeniz'e kadar uzanan b ir
bölge olarak sınırlandırır. Bugün ise Kapadokya eşittir peribacaları,
kaya kiliseleri, yeraltı şehirleri olduğu için bugünkü Kapadokya, bu
oluşumların en yoğun olduğu Avanos, Ürgüp, Uçhisar, Göreme, Ortahisar,
Gülşehir, Derinkuyu ile Aksaray yakınındaki Ihlara vadisi akla
gelmektedir.
Kapadokya bölgesinin jeolojik oluşumu Erciyes, Hasan, Melendiz, Göllüdağ
ile daha birçok küçük volkanik dağların, Üst Miyosen çağda patlamaları
ile başlamıştır. Bölgeye yayılan lavlar, göller, akarsular üzerinde
100-150 metreyi bulan değişik sertlikte tüf tabakasından oluşan yüksek
bir plato meydana getirmişlerdir. Zamanla bu platonun, erozyonun
etkisiyle inanılmaz derecede aşınması sonucu bugünkü vadiler ortaya
çıkmış, peri bacası adı verilen üzerinde daha sert ve geniş bir kaya
tabakasının bulunduğu konik şekiller oluşmuştur. Dünyanın birkaç
bölgesinde de görülen Peri Bacaları, hiçbir yerde Kapadokya'da olduğu
kadar yoğun bir şekilde bulunmamaktadır. Tabiatın bu cömertliğinden
yararlanan insanoğlu ise, oyulmaya çok elverişli olan bu kalın kaya
kütlesini oyarak, günün şartlarına göre evler, manastırlar, kiliseler ve
yeraltı sığınakları yapmışlardır. Özellikle Hıristiyanlığın Anadolu'da
yayılmaya başlamasıyla birlikte, Kapadokya'nın jeolojik yapısının
verdiği bu avantajla manastır ve kilise sayısı binlerle ifade edilen
sayıya ulaşmış ve Hıristiyan keşişlerin merkezi durumuna gelmiştir.
M.Ö. 2000'lerden başlayarak Hititler bölgeye yerleşmiş ve yerli halkla
kaynaşarak Büyük Hitit İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu dönemde Kayseri
yakınlarında bulunan Kültepe (Neşa,Kaniş) Asur Ticaret Kolonilerinin
önemli bir ticaret merkezi durumundadır. M.Ö. 1200'lere kadar hüküm
süren Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Geç Hitit Devletleri
kurulmuştur. Friglerin, Geç Hitit Devlerine son vermesinden sonra
Kimmerlerin, Medlerin ve M.Ö. 547'den itibaren ise Perslerin
hakimiyetinde kalmıştır. Persler Anadolu'yu Satraplık adı verilen
bölgelere ayırarak yönetirler. Bu bölgelerden biri olan bugünkü
Kapadokya bölgesine ise Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen
Katpatuka adını verirler.
Pers İmparatorluğu'nu yıkan Büyük İskender Katpatuka'da beklemediği bir
direnişle karşılaşır. Bunun üzerine, komutanlarından biri olan
Sabistas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirir. Buna karşı
çıkan halk bir Pers asilzadesi olan I. Ariarathes'i (M.Ö. 332-352) kral
ilan eder. Büyük İskender ile iyi ilişkiler kuran I. Ariarathes,
Kapadokya Krallığının sınırlarını da genişletir. Büyük İskender'in
ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, yeniden bir savaş
dönemine girer ve Pontus, Galat, Makedonya ve Romalılarla mücadele
eder. M.S. 17 yılında Tiberius Roma İmparatorluğuna bağlayarak eyalet
haline getirir. Batıya açılan yeni yolların yapılması, eyaletin merkezi
durumundaki Kayseri'nin önemini artırmış, ticaretin Asur Ticaret
Kolonilerindeki parlak dönemindeki canlılığına kavuşmuştur. Daha sonraki
yıllarda İran'dan gelen Sasanilerin akınlarından korunmak için şehrin
etrafı surlarla çevrilmiştir. Hıristiyanlığın yayılması sırasında,
Kapadokya bölgesi bu bakımdan da önemini artırmış ve Hıristiyanlık Roma
İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilince Kayseri
Başpiskoposluk merkezi haline gelmiştir. IV. Yüzyılda Başpiskopos olan
Aziz I. Basilius'un büyük çabalarıyla Hıristiyanlık bölgeye yerleşmiş ve
kayalar içinde mistik bir manastır hayatı başlamıştır.
Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca, Kapadokya doğal
olarak Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalır. VII. Yüzyıl
başlarında Bizanslılarla Sasaniler arasında yoğun savaşlar meydana
gelmiş ve Sasaniler 6-7 yıl bölgeyi ellerinde tutmuşlardır. M.S. 651
yılında, Halife Osman Sasani Devletini yıktıktan sonra, Arap-Emevi
akınlarına maruz kalır Kapadokya halkı. Bu karışıklık sırasında, bir
süredir devam eden hıristiyan mezhep çatışmaları, özellikle İmparator
III. Leon'un ikonaları yasaklamasıyla, doruk noktasına ulaşır ve
İkonaklazm (726-843) denilen dönem başlar. İkonaklastik dönemde
Kapadokya'ya büyük bir göç yaşanmış, ikona taraftarı olan Hıristiyanlar
bölgeye gelip kayalara oyulmuş manastırlarda gizlenerek ibadetlerine ve
faaliyetlerine devam etmişlerdir.
1082 yılında Kayseri'nin Selçuklular tarafından fethedilmesini müteakip
Kapadokya halkı huzurlu bir döneme girer. Selçuklu hakimiyetindeki
Hıristiyanlar serbestçe ibadetlerini yaparlar ve kiliselerini inşa
ederler. Ancak, 1308 yılında Moğol kökenli İlhanlılar Kayseri'yi ele
geçirip, şehri yakıp yıkarlar. Bu durum çok sürmez ve Osmanlılar
döneminde bölge artık rahat ve huzura kavuşur.
4 Ocak 2012 Çarşamba
Bilime göre Kapadokya
"Kapadokya Bölgesi geçmişte sık sık saldırılara uğradığından yeraltı kentlerinin yapılış amacı daha çok tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasıdır. Yeraltı kentleri aynı zamanda yörede bulunan hemen her eve gizli geçitlerle bağlıdır.
12 Ekim 2011 Çarşamba
Erich Von Daniken´e göre Kapadokya
"Kapadokya´nın asıl heyecan uyandıran yanı yerin altında saklıdır. Toprağın altında kurulmuş çok büyük kentler vardır, binlerce ve binlerce insanın barındırmış dev boyutlu kentlerdir bunlar.
9 Haziran 2011 Perşembe
4000 yıl önce varolan yeraltı kentleri: Kapadokya
Temel neden tartışılmaz olarak korkudur çünkü yeraltı kentleri içine girilmesi çok zor olsun diye yapılmışlardır, bu yüzden de uzun zaman fark edilmediler.
15 Mart 2011 Salı
Kapadokya-Gizemler şehri
Anadolu´nun Altı Oyuk mu?
Yeraltı kentlerini kim, neden yaptı? 85 m. derinlik, çağdaş bir havalandırma sistemi, binlerce kişinin yaşayabileceği bir kompleks, mükemmel bir savunma sistemi; Ve bunların ne zaman, niçin yapıldığı belli değil. Orta Anadolu´da Nevşehir, Niğde Aksaray yörelerinde yüze yakın yeraltı kenti, tüneller ve mağralar bulunmaktadır yani bu yöremizin altı karıncaların yuvalarına benzer.
3 Mayıs 2005 Salı
Kapadokya Peribacaları
Türkiye'nin kültür ve turizm merkezlerinden Kapadokya'da, 2005'te 19'u yerli, 23'ü de yabancı toplam 42 film ve belgesel çekimi gerçekleştirildi.
Nevşehir Müze Müdürlüğü yetkilileri, Kapadokya'nın Türkiye'nin en önemli film platolarından biri olma özelliğini geçtiğimiz yıl da sürdürdüğünü açıkladı.
Geçtiğimiz yıl içinde Türkiye'den 19 televizyon ve özel prodüksiyon şirketi, bölgede film, belgesel ve fotoğraf çekimi yaptı.
Kapadokya bölgesine, yabancı televizyon kanalları ile prodüksiyon şirketleri, toplam 23 kez geldi.
Güney Kore'den üç, Hindistan, Dubai, İngiltere ve Japonya'dan iki, Avusturya, Çin, Moğolistan, İsrail, Singapur, Almanya, İtalya, Amerika, Rusya, Fransa, Tayvan, İspanya'dan birer televizyon ve dergi ekibi, bölgede film ve fotoğraf çekimlerinde bulundu.
Dünyaca ünlü National Geographic Dergisi de Kapadokya bölgesinin tarihi mekanlarında, 2005 yılı içinde fotoğraf çekimleri yaptı.
Bölgenin çekimler için en çok ilgi gören merkezleri arasında, Göreme Açık Hava Müzesi, Zelve ve Paşabağları ören yeri, Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleri ile Avanos çanak çömlek atölyeleri yer aldı.
Cnnturk.com