Gümüşhane'deki Karaca Mağarası'na daha çok turist çekmek için gerekli düzenlemeler yapılıyor.
Gümüşhane Valisi Veysel Dalmaz, Karadeniz Teknik Üniversitesi Gümüşhane Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Bektaş, Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Dilek ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Reşat Sümerkan ile incelemelerde bulundu.
Dalmaz, ışıklandırma sistemindeki tadilat çalışmalarını kontrol etmek için mağaraya geldiklerini açıkladı.
Daha önce yapılan ışıklandırmada, aşırı ısı veren armatürler kullanıldığına değinen Dalmaz, en az ısı veren armatürlerle ışıklandırma yapmaya çalışacaklarını dile getirdi.
Karaca Mağarası'na daha çok turist çekmek için gerekli düzenlemeleri yaptıklarını vurgulayan Vali Dalmaz, "mağaraya ulaşım konusundaki çalışmalarımız da hızla sürüyor. Tur otobüslerinin rahatlıkla çıkabileceği yol yapım çalışması devam ediyor" dedi.
Mağarada 100 bin turisti ağırlamayı hedeflediklerini belirten Gümüşhane Valisi Dalmaz, Akçakale Damlataşı Mağarası hakkında öğretim üyelerinin katkılarıyla hazırladıkları son raporları Kültür veTurizm Bakanlığı'na gönderdiklerini de açıkladı.
Dalmaz, ''en kısa zamanda orayı da turizmin hizmetine kazandırmayı düşünüyoruz. Onay geldiği andan itibaren elektrik ve platform projesi ile birlikte orayı bu yaz hizmete açmaya çalışacağız'' dedi.
KTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Dilek ise alternatif turizmin başında mağara turizminin geldiğini belirtti.
Dilek, ''Türkiye diğer Akdeniz ülkelerine göre bu bakımdan şanslı bir ülkedir. Karaca Mağarası, ülkemizde turizme açılan ve ses getiren mağaraların başında gelir. Bu mağarayla birlikte Akçakale Mağarası ve Bayburt yöresindeki mağaraların devreye girmesi, buraya gelecek binlerce turistin en az bir-iki gün daha konaklamalarını sağlayacaktır'' dedi.
8 Kasım 2007 Perşembe
Gümüşhane Karaca Mağarası
Urgup - Nevsehir
Nevşehir Ürgüp İlçesi
Nevşehir'in 20 km. doğusunda olan Ürgüp, Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios - Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut Kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.
Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim, antik adı Tomissos olan Damsa Çayı'nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma Dönemi'ne ait kaya mezarlardır .
Bizans Döneminde de önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerindeki kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkeziydi.
11. yüzyılda Ürgüp, Selçukluların önemli kentleri Konya'ya ve Niğde'ye giden yolların üzerinde önemli bir kale konumundaydı. Bu döneme ait iki yapı kentin merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleri'dir. Bir anne ve iki kızına ait olan ve 13. yüzyılda yaptırılan 'Altı Kapılı Türbe', altı cepheli, her cephesinde kemerli pencereli ve üstü açıktır. Ürgüp'ün Temenni Tepesi'nde bulunan iki türbeden birinin, 1268 yılında Vecihi Paşa tarafından yaptırılan ve halk arasında 'Kılıçarslan Türbesi' olarak da anılan Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan'a, diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat'a ait olabileceği düşünülmektedir. Ancak araştırmacılara göre bu olasılıklar oldukça zayıftır.
1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ürgüp, 18. yüzyılda Osmanlı Sadrazamı Damat Ibrahim Paşa'nın kadılık makamını doğduğu kent olan Nevşehir'e (Muskara) taşıması nedeniyle ilk kez ikinci planda kalır. Şemsettin Sami 1888-1900 yıllarında yazdığı Kamus-ül Alam adlı tarih ve coğrafya ile ilgili eserinde Ürgüp'te 70 cami, 5 kilise ve 11 kütüphane olduğunu belirtir.
Aziz Théodore (Tağar) Kilisesi Ürgüp-Kayseri yolunda 8.km. sonra sağa dönülüp 8 km. daha gidildiğinde Ürgüp ilçesinin Yeşilöz köyüne ulaşılır. Buradaki kilise 'T' planlı, merkezi kubbelidir. (Kubbe çöktüğünden camla kapatılmıştır.) Üst katta bulunan galeriye bir merdiven vasıtasıyla çıkılmaktadır. Bu nedenle Kapadokya kiliseleri içinde tek örnektir. Genelde resimleri iyi korunmuş olan kiliseyi üç sanatçı kendi stillerine göre farklı zamanlarda süslemişlerdir. Aziz Theodore adına yapılmış olan Tagar Kilisesi, 11-13. yüzyıllara tarihlenmektedir.
Pancarlık Kilisesi Ortahisar kasabasının güneyinde, Ürgüp-Mustafapaşa yolunun sağındaki Pancarlık vadisindedir. Düz tavanlı tek nefli ve tek apsislidir. Kilisedeki duvar resimleri daha çok yeşil zeminlidir ve oldukça iyi korunmuştur.
İlk bakışta kiliseyi iki farklı sanatçının farklı zamanlarda boyadığı düşünülse de sahneler ve tüm yazılar ayrı ayrı incelendiğinde aynı sanatçı tarafından süslendiği anlaşılmaktadır. Zengin İncil konularını içeren kilisede sahneler frizler halinde birbirini takip etmekte,frizin her iki yanını madalyonlar içinde aziz tasvirleri sınırlamaktadır. Pancarlı Kilisesi 11. yüzyılın ilkyarısına tarihlenmektedir.
Avanos - Nevsehir
Nevşehir Avanos İlçesi
Nevşehir'in 18 km kuzeyinde olan Avanos'un antik dönemdeki adı Venessa'dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır.
Yörede yemek kapları,su testileri,kışlık yiyecek saklamak için çömlekler ve küpler,su kükleri tanınan çanak ürünleridir. Avanos,günümüzde ''Kapadokya'nın El Sanatları ve Alış-veriş Merkezi'' olarak tanınmaktadır.
Çömlekçilik:
Avanos'ta da Hititler'den beri çarkla çanak-çömlek yapıldığı bilinmektedir.Bu el sanatı kavimden kavime,babadan oğula geçerek günümüze kadar gelmiştir. Avanos'un dağlarından ve Kızılırmak'ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenir ve iyice yoğurularak çamur haline getirilir.
Çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgah üzerindeki çamurun maharetle şekillendirilmesiyle istenilen çanak yapılmış olur.
İşlik denilen atölyelerde üretilen çanaklar önce güneşte,daha sonra da gölgede kurutulduktan sonra,saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 dereceden başlayıp 1200 derece sıcaklık arasında özenle pişirilir.
Zelve: Avanos'a 5 km, Paşabağlarına 1 km uzaklıktaki Zelve, Aktepe'nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden olaşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir. Zelve, özellikle IX. ve XIII. yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir.
Özkonak Yeraltı Şehri: Avanos'un 14 km uzağında yer alan yeraltı şehri, İdiş dağının kuzey yamaçlarına volkanik granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça yoğun olduğu yere yapılmıştır. Geniş alanlara yayılmış olan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır.
Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar (5cm) ve uzun deliklerle sağlanmıştır. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine (düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oyulmuştur.
Çavuşin (Nicephorus Phocas) Kilisesi: Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme'ye 2.5 km uzaklıktadır. Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. 964/965 yıllarına tarihlenmektedir.
Güllüdere (Aziz Agathangelus) Kilisesi: Çavuşin köyüne yaklaşık 2 km uzaklıktaki Güllüdere vadisinin en soldaki kolunda yer alır. Vadinin hemen başlangıcında, solda dik bir yamaç üzerine yapılmıştır.
Nef, dikdörtgen planlı, düz tavanlı ve geniş tek apsislidir. VI.-VII. yüzyıla tarihlenen mimariye IX.-X. yüzyılda apsis ilave edilmiştir. Apsisteki iki ya da üç fresk seviyesi apsisin devamlı olarak boyandığını gösterir. Madalyon içinde tahtta oturan İsa'nın sağında ve solunda yer alan İncil yazarlarının sembolleri simetrik olarak resmedilmiştir.
Acıgol - Nevsehir
Nevşehir'in Acıgöl İlçesi henüz tam olarak turizme kazandırılamamıştır. Yer altı şehirleri ve tarihi kasabaları olsa da duyurulamamış, kazandırma çalışmaları yapılmamıştır.
TARİHİ
İlçenin ilk adının “Topada” olduğu, sonradan bu ismin “Dobada” olarak kullanıldığı yapılan incelemelerden anlaşılmıştır. İlk çağlarda “Kapadokya” diye anılan bölgenin ortasında bulunan ilçe lll-IV. yüzyıllar arasındaki Hıristiyanlık aleminin buhranlı dönemlerinde önemli bir yerleşme alanı olmuştur. Hititlerin, Firiglerin Perslerin ve İskender İmparatorluğunun hakimiyetinde kalmış, Roma idaresinde bulunmuş, bu İmparatorluğun ikiye ayrılmasıyla da Bizans sınırları içerisinde kalmıştır.
İslam ordularının İstanbul seferleri sırasında g eçici olarak istila edilen bu topraklar, 1015'den itibaren Anadolu'ya başlayan Türk akınlarının tesirinde kalmış, 1071 Malazgirt zaferinden sonrada kesin olarak TÜRK toprağı olmuştur.Yavuz Sultan Selim tarafından 1515' de Osmanlı topraklarına katılmıştır.
COĞRAFİ YAPISI
Acıgöl ilçesi, bağlı olduğu Nevşehir İlinin batısında , Acıöz Çayı'nın çevresinde kurulmuştur.
İdari sınırlar olarak doğusunda Nevşehir, batısında Aksaray, güneyinde Derinkuyu İlçesi ve kuzeyinde Gülşehir ilçesi ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1235 metre olup, yüzölçümü henüz belli değildir.
İlçenin çevresinde volkanik olaylar sonucu sönmüş yanardağlar mevcuttur. Bu dağlar lav ve tüf püskürmüş, bu püskürük maddeler çevrede kalın tabakalar halinde tortulaşmıştır. Bu tortulara “Maar” denilmektedir. Şu anda içinde su bulunmayan ve ilçeye adını veren Acıgöl çukurluğu da aslında yanardağ ağzıdır. (Volkanik Göldür)İlçenin tek akarsuyu ACIÖZ çayıdır. Bu çay Karapınar Kasabası yakınlarından çıkar. Tatlarin sulama barajından Kızılırmağa dökülür.
Bitki örtüsü olarak ; İç Anadolu Bölgesinin tipik örtüsü , bozkır bitkileri yaygındır. Ancak toprak ve su şartlarının elverişli olduğu yerlerde bitkiler oldukça gürdür.
TURİZM
İlçenin turizm potansiyeli yüksek olduğu halde gösterilen faaliyetler son derece azdır. İlçede bulunan belli başlı turistik yöreler şunlardır:
Acıgöl Yer altı Şehri :Turizme henüz tam olarak kazandırılamamıştır.
Tatlarin Kasabası Yer altı Şehri : Bir kısmı turizme açılmıştır.
Kurugöl Kasabası Yer altı Şehri : Turizme açılmamıştır.
Ağıllı Köyünde bulunan Yazılı Kaya
Acıgöl ilçesi kepez ve iğdeli ören yerleri
TARIM
Ayçiçeği, soğan, hububat, baklagiller, patates, çekirdeklik kabak ekilmektedir. 12.800 dekar bağ tesis edilmiştir. Bu bağlarda genellikle çavuş, parmak, bulut üzüm çeşitleri ekilmektedir.
İlçede az sayıda meyve bahçesi tesis edilmiş olup, yol ve tarla kıyılarında çok sayıda kayısı ağacı bulunmaktadır. Bu kayısılardan elde edilen meyveler yaş, kuru halde ve çıkarılan çekirdekler satışa sunularak istifade edilmektedir. 108.900. dekar çayır mera arazisi mevcuttur, ancak bu arazilerden yeterince istifade edilmemektedir.
8 Eylül 2007 Cumartesi
Turkiye'nin Sakli Cennetleri
Türkiye'nin saklı cennetleri
Tarihi ve doğal zenginliklerle göz kamaştıran Türkiye'de, bugüne kadar çok fazla dikkat çekmemiş ve az bilinen bir çok yer keşfedilmeyi bekliyor. İşte o saklı cennetler...
Suuçtu Şelalesi
Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesi yakınlarında bulunan Suuçtu Şelalesi, sahip olduğu doğal güzelliklerle tam bir görsel şölen sunuyor. Bursa�ya 100, Mustafakemalpaşa'ya ise 20 kilometre uzaklıktaki Suuçtu Şelalesi, 38 metre yüksekten düşen suyu ve çevresindeki zengin bitki örtüsüyle adeta bir "doğa harikası" olarak yıllardır tatilcileri kendine hayran
Av ve doğa turizmi hazinesi Kocayayla
Bursa'nın tarihi oldukça eskilere dayanan Keles ilçesinde bulunan Kocayayla, av ve doğa turizmi ziyaretçilerini ağırlamak için gün sayıyor. Kocayayla Gediksiret mevkisinde belediyeye ait araziye "yap-işlet-devret" modeliyle ağaç evler inşa ediliyor. Doğayla iç içe inşa edilen ahşap evlerde, temiz ve serin havada tatil yapmak isteyen vatandaşlar konuk edilecek. Proje tamamlandığında Kocayayla, şehir hayatından sıkılıp tatilini doğayla baş başa geçirmek isteyenler için yeni bir alternatif olacak. Av ve doğa turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip Kocayayla, yakın bir tarihte doğayla başbaşa kalınabilecek yeni bir yaşam alanı olarak kapılarını açacak.
Koyları ve doğasıyla Karaburun
İzmir'in en küçük ilçesi Karaburun, yapılaşmanın görülmediği birçok koyu ve doğasıyla, Türkiye'nin bilinmeyen cennetleri arasında yer alıyor. İzmir ile arasındaki 130 kilometrelik yolun keskin virajlarla örülü olması nedeniyle ulaşım sorunları bulunan Karaburun, yarımada üzerindeki 1 belde ve 13 köyün merkezi konumunda. Güneyde Datça Yarımadası'na benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası, doğa harikası koy ve plajları bünyesinde barındırıyor. Karayoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün. Bölge, bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarabiliyor.
Aşk acısını dindiren şelale
Ulus ilçesinde, mitolojik hikayeye göre, aşk tanrısı Eros'un, eşi Hera kendisini artık sevmiyor diye intihar eden Selamnos'un bedenini dönüştürdüğü şelaleden su içen, mendil ıslatan ya da yüzünü yıkayanlar, yaşadıkları aşk acılarından arınıyorlar. İlçeye bağlı Ulukaya köyündeki Ulukaya Şelalesi, çevresindeki doğa güzelliklerinin yanı sıra efsanesiyle de yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Eşinin kendisini sevmemesine üzülen Selamnos, Ulukaya'nın zirvesine çıkarak Hera'nın ismini haykırıp, kendisini boşluğa bırakır. Aşk tanrısı Eros, aşk acısının böyle sonlanmasını istemediğinden Selamnos�un bedenini yere değer değmez şelaleye dönüştürerek suyu kutsar. Kim şelaleden su içerse, mendil ıslatırsa ya da yüzünü yıkarsa Selamnos'un acıları azalır, içinde yeni ya da geçmişten kalma aşk acısı yaşayanlar da bundan arınırlar.
Ağaç müzesi Yenice
Tropik bölgeler dışında dünyada pek az ormanda görülebilecek kadar çok sayıda ağaç türünü barındıran Yenice ilçesi ormanları, adeta ağaç müzesi görümüyle görenleri cezbediyor. Uludağ göknarı, doğu kayını, sarı çam, karaçam, camiyanı karaçamı, kızılçam, Istıranca meşesi, Virgiliana çınarı, ceviz, dişbudak, kızıl ağaç, fındık, porsuk, yabani kiraz, gümüş ıhlamur, adi ıhlamur, akağaç, kızılcık, şimşir, ahlat, kontus defnesi, kurt bağrı, erguvan ve jasminum gibi çeşitli ağaç türlerinin yanı sıra bazı ağaçların olağanüstü çap ve boya ulaşan örneklerinin oluşu, zengin yaban hayatı potansiyeliyle bölge eşsiz bir ekosistem özelliği gösteriyor. Ormanların oluşturduğu oksijen kuşağı, kent turizmi için önemli kaynak gösterilerek, turizm bölgesi olmaya yönelik projeler üretiliyor
Kayacık vadisi
Mersin'in Erdemli ilçesine bağlı Limonlu beldesine 10 kilometrelik mesafede, sarp yoldan Toroslar'a doğru gidilerek ulaşılan Kayacık Vadisi, sık ağaç yapısı ve buz gibi akan çayı, "saklı cennet"i andırıyor. Eşsiz doğa güzelliği ile büyüleyen vadi, kendisini keşfedebilen tatilcilere doğa ile iç içe kuş sesleri arasında dinlenme olanağı sunuyor. Mersin merkezden 45 kilometre uzaklıktaki Limonlu beldesinden sonra Toros Dağları'na doğru 10 kilometrelik sarp yoldan gidilerek ulaşılan Kayacık Vadisi, Lamas Çayı'nın üzerini neredeyse kapatan sık ağaç yapısı ve çevredeki yüksek kayalıklarla adeta kendini gizliyor. Suya ve kayalara sık ağaçların arasından süzülerek yansıyan güneş ışınlarının da eklenmesiyle gizemli bir hale bürünen vadi, kendisini keşfedenlere ise doğa ile iç içe, kuş sesleri arasında dinlenme ve şehir yaşamının stresinden uzaklaşma olanağı sunuyor. Bu arada, tatilcilerin uğurlu olduğuna inanılan kayalıklar üzerindeki ağacın yanına gelerek dilek tuttuktan sonra vadiden ayrıldıkları gözleniyor.
Direkli Mağarası
Kahramanmaraş-Kayseri karayolunun 40. kilometresindeki Yukarı Döngel köyü sınırları içerisinde bulunan Direkli Mağarası da tarih meraklılarının ilgisini çeken merkezlerden biri. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cevdet Merih Erek, mağarada ilk kez 1959 yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten tarafından kazı çalışmalarının yapıldığını ve bilim dünyasına tanıtıldığını belirterek Yontma Taş Çağı�na ilişkin materyallere ulaşıldığını söyledi. Direkli Mağarası'ndaki kazının, Kahramanmaraş'ta 1959'dan bu yana yapılan Türklerin yaptığı ilk arkeolojik kazı olduğunu dile getiren Erek, "Kazılarda bulduğumuz bir ocak ve çevresindeki işlik yerleri sevindirici bilgiler sağlamıştır" dedi.
Doğu Karadeniz'in güzellikleri
Doğu Karadeniz doğal, kültürel ve tarihi değerlerinin yanı sıra henüz tam anlamıyla turizmin hizmetine sunulmamış varlıklarıyla da ilgi çekiyor. Trabzon'un batı sahilinde şehir merkezine 8 kilometre uzaklıkta Yıldızlı Beldesi sınırları içerisinde yer alan Sera Gölü, denize 2 kilometre mesafededir. Göl, 1950 yılında meydana gelen bir toprak kayması sonucunda oluşmuştur. Sera Gölü, hem doğal güzelliği hem de çevresindeki tesislerle ziyaretçilere güzel imkanlar sunuyor.
Doğu Karadeniz'in güzellikleri
Çal Mağarası, Düzköy ilçesinde bulunan bir yer altı su kanalı. Mağaranın girişi geniş olmakla birlikte giderek daralıyor belli bir uzaklıktan sonra genişlik 1 metreye kadar düşüyor. Tavan yükseklikleri kırık sistemlerine bağlı olarak büyük değişkenlik gösteriyor. Girişten sonra 200 metrede iki kola ayrılan mağaranın, sola ayrılan kolu yaklaşık 125 metre uzunluğunda. Bu kolun sonundaki odadan gelen suyun aktığı bir baca bulunuyor. Sağ kolun ulaşılabilen kısmı yaklaşık 300 metre. Bu kolun yaklaşık 60 metre ilerisinde küçük bir göl ve çağlayan yer alıyor.
Doğu Karadeniz'in güzellikleri
Giresun'da kısa bir süre önce keşfedilen Gölyanı Yaylası'nın Türkiye�de ekoturizmin gözdesi olacağına inanılıyor. Giresun Kültür ve Turizm Müdürü Emin Yılmaz, Yağlıdere ilçesi sınırları içinde yer alan Gölyanı Yaylası'nın, 50 dolayındaki otantik yayla evi, gölü ve ladin ağaçlarından oluşan ormanlık alanlarıyla görenleri büyülediğini belirtti. Yılmaz, bir süre önce doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Gölyanı Yaylası�nın Türkiye'de eko turizmin gözdesi olacağına inandıklarını ifade ederek, orman yoluyla ulaşımı sağlanan Gölyanı Yaylası'na yapılaşma yasağı getirildiğini kaydetti.
Doğu Karadeniz'in güzellikleri
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesi ile Ayder Yaylası arasında bulunan Tar Deresi Vadisi'ndeki birçok küçük düşümlü şelalenin yanı sıra, 250 metre yükseklikten akan Bulut Şelalesi�nin, seyir zevkine doyum olmayan bir görüntü sergiliyor Çamlışemşin'in Palovit Yaylas'nda bulunan ve yeşillikler arasında 15 metre yükseklikten akan Palovit şelalesi, Kalkandere'deki 16 metrelik Vandri şelalesi, İkizdere'deki 15 metrelik Manle ile 20 metrelik Cimil şelaleleri, Rize�ye gelenlerin mutlaka görmek istediği yerler arasında yer alıyor. Yine Çayeli ilçesindeki Ağaran şelalesi ile İkizdere'deki Gelintülü şelalesi, görülmeye değer şelaleler arasında bulunuyor.
Kırklareli'nin ayak basılmamış plajları
Kırklareli'nin Tekirdağ il sınırında ve Bulgaristan sınırına kadar uzanan kıyı şeridinde pek fazla bilinmeyen Kıyıköy, İğneada ve Panayır İskelesi plajları, şehir dışından gelenlerin uğrak yerlerinden biri oldu. 40-50 metre genişliğinde 10 kilometre uzunluğunda plaja sahip İğneada, karavan ve çadır turizmine de ev sahipliği yapıyor. Kıyıköy ve İğneada beldelerinde az da olsa otel ve pansiyonların bulunmasına rağmen, yörede turizm henüz istenilen seviyede değil. Kumsal ve ormanlık alanların bir arada olduğu Kırklareli sahillerinde dinlenenler, yeşilin her tonuna tanıklık ederken, güneşin ve denizin de tadını çıkarıyor. Gürültü kirliliğinden uzak Kırklareli'nin doğasını yaşamak isteyenler, kendi imkanları ya da günübirlik turlarla yöreye gelebiliyorlar.
Eğirdir Gölü
Göller bölgesinin merkezi konumunda olan Eğirdir, göl turizminden yaygın şekilde yararlanıyor. Uzun süreden beri turistlerin rağbet ettiği bölgede, sınırlı sayıdaki otel ve pansiyonlar turizm mevsiminde tamamen doluyor. Kovada Gölü Milli Parkı, Kasnak Meşesi Tabiatı Koruma Alanı, Çandır-Baraj çevresi, Eğirdir Gölü Hoyran kısmı, Burdur Gölü�nün Keçiborlu ilçesi sınırları, Beyşehir Gölü�nün Yenişarbademli ve Şarkikaraağaç ilçelerini kapsayan alanlar ise kuş gözlemciliği için elverişli alanların başında yer alırken, her yıl bölgeye İngiltere ve Fransa�dan kuş gözlemcileri geliyor. Kış aylarında Eğirdir Gölü'nde, küçük karabatak, Macar ördeği, elmabaş patka, tepeli patka, sakarmeke gibi kuşlar barınıyor. Burdur Gölü ise soyu dünya çapında tehlike altında olan dikkuyruklar için önemli kışlama alanı olarak gösteriliyor. Ayrıca Mahmuzlu kızkuşu da Burdur Gölü çevresinde kuluçkaya yatıyor. Beyşehir Gölü de Macar ördeği, elmabaş patka ve sakarmeke ile kuş gözlemcilerinin ilgi gösterdiği yerlerden biri.
Milliyet Galeri Haber
Post Keywords: saklı cennet, gizli cennet, secret places, turkey in holiday, holiday, summer, yayla, turizm, kışlak, yazlık, tatil, cennet köşeler, cennet mekanlar, Türkiye bir cennettir..
27 Temmuz 2007 Cuma
Korykos, Korykion-Antron - Cennet-Cehennem
Cennet ve Cehennem Obrukları Türkiye'nin en önemli obruklarındandır. Diğer güzelliklerimiz gibi bu obruklar da görülesi yerlerdendir. Bu nedenle ilk tanıttığımız mekanlardan biri oldular.
Korykos, Korykion-Antron (Cennet-Cehennem) (Mersin-Silifke)
Silifke-Mersin karayolunda, Silifke’den 21 km. ileride, Narlıkuyu Köyü’nün ve oradaki körfezin yanındadır. Körfezin yanında İ.S.4.yüzyıldan kalma bir Roma hamamının mozaikli tabanını koruyup, sergileyen “Narlıkuyu Mozaik Müzesi” bulunmaktadır. Kuzeyde yer alan Cennet-Cehennem obrukları yöredeki diğer bir çok obruk gibi antik dönemde kutsal konumdadır.Obruklar, doğal çöküntülerle oluşmuş, dik yamaçlı, çok büyük ve derin çukurlardır. Narlıkuyu’da ana yoldan kuzeye ayrılan kıvrımlı yolun 2 km ötesinde önce antik bir kentin kalıntılarına sonra Zeus Tapınağına ve çok tanrılı inanca göre kutsal sayılan bu iki obruğa ve mağaralara rastlanır. Bu yöredeki Korykos kenti, adını Korykos Burnundan almıştır. Kent, Korykos Burnu üzerinde ve anakaranın bitişik yöresine yayıldığından bir kıyı kentidir. Korykos kentinin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte hellenistik çağda, bergama krallarından birinin kenti kurduğu sanılmaktadır. Kent, Roma İmparatorluğunun egemenliği döneminde önem kazanmış, ancak altın çağını erken Hıristiyanlık döneminde (Geç Roma, Erken Bizans) yaşamıştır.
Bu bölgeden günümüze gelebilen kalıntılar şunlardır:Zeus Tapınağı Zeus Tapınağı Cennet çöküğünün güney ucunda yer alır. İlk yapı evresi Hellenistik dönemde yapılmış Dor düzeninde, sütunlarla çevrili olmayan bir tapınak niteliğindedir. Bu tapınak Zeus’un Typhon’a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak onun onuruna yapılmıştır. Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan düz köşe devşirme taşlara Hellenistik ve Roma dönemlerinde görev yapmış 130 din adamının adları kazınmıştır. Tapınak, hıristiyanlık döneminde bütünüyle yıkılıp yerine bazilika planlı bir kilise yapılmıştır. Bu yeni yapının kuzey duvarı tapınağın kendi duvarının taşlarının yeniden kullanılmasıyla oluşturulmuştur, üstelik yapım sırasında yazılı taşlardan ikisinin baş aşağı konulduğu saptanmıştır. Tapınağın güney duvarı tümüyle kaldırılmıştır. Kaldırılan bu duvarın taşlarıyla kilisenin batısındaki giriş yerinin üç kapılı iç duvarı yapılmışsa da şimdi burası yıkık durumdadır.
Cennet Çöküğü Cennet Çöküğü antik çağda Korykos Mağara’sı diye anılan ve her biri kayalık, geniş ve çukurdan oluşan iki doğa harikasından biridir. Çöküğün doğu kenarında, yaklaşık orta bölümden başlayan bir yolla kayalara gelişi güzel oyulmuş 450 basamakla çöküğün en ucuna kadar gidilebilir. Oval planlı mağara 200X90x70 m. boyutlarındadır. Mağaranın hemen girişindeki Meryem Ana Kilisesinden sonra çökük mağaranın içine 200 m sokulur.
Meryem Ana Kilisesi Cennet Çöküğünün içerisinde, çok tanrılı dönem tapınma yeri olan mağaranın tam ağzında bir kilise inşa edilmiştir. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan, bu kilisenin Paulus adında dindar bir şahıs tarafından Meryem Ana adına yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kiliseyi yeterince koruyan üzerindeki kaya uzantısından dolayı yapının çatıya gereksinimi olmamıştır. Bununla birlikte, kilisenin doğusundaki apsis ile buna bitişik iki yan oda birer kubbe ile örtülmüştür. İ.S.12. yy.da apsisin kubbesi ve iç duvarları freskler ile süslenmiştir. Bugün konusunun ne olduğu açıkça anlaşılamıyacak derecede yıpranmış olan bu fresk aslında İsa’yı ve yanında havarilerini göstermektedir. Yapının kuzey ve güney duvarlarında birer sıra kemerli küçük pencere vardır. Kilise tarih olarak dışarıda bulunan tapınaktan dönme bazilika ile aynı dönemde yani en geç İ.S.5. yüzyılda en erken 6. yüzyıla tarihlenmektedir. Yapının kilise olarak ne zamana kadar kullanıldığı saptanamamıştır.
Cehennem Çöküğü Cennet Çöküğünün 300 m güneybatısında yer alan 200 m uzunluğundaki mağara sayısız dikit ve sarkıtlarıyla yörenin doğal güzellikleri arasına girmektedir.
Mitolojide, Olympos’lu tanrılar ile Titanlar arasında çıkan savaşta bu devler yenilir ve tanrıların başı Zeus’un buyruğuyla yerin derinliklerinde tutsak edilir. Toprak ana Gaia torunları olan Titanların intikamını Zeus’tan almak için bir ejder doğurur. İşte bu Typhon gövdesi kabuklarla örtülü, her bir gözü ateş püskürten, geçtiği yeri yakıp yıkan bir yaratıktır. Typhon Zeus’la bir savaşa tutuşur ve büyük bir mücadele sonunda Typhon yenilir ve Zeus onu daha sonra Sicilya adasında Etna Yanardağına kapatmadan önce geçici olarak Cehennem kuyusunda tutar. Cehennem Kuyusu, cehennem ya da Arasat diye adlandırılan bu kuyu Cennet Çöküğünün 75 m kuzeyinde kayaların arasında bulunmaktadır. 128 m derinliğindeki çukura iniş yoktur. Öte yandan mağaranın mitolojide çok önemli yeri olması buranın Typhon’un yatağı olduğuna inanıldığından gelmektedir.
Kaynak: Kenthaber Kültür Kurulu