karadeniz bölgesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karadeniz bölgesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2012 Pazartesi

Akçakoca / Düzce

Bu kez istikametimiz Karadeniz kıyısında fındık diyarı Akçakoca. Denizle ormanın buluştuğu yerde doğayla başbaşa bir gün geçirmeyi planlıyoruz.


http://arsiv.ntvmsnbc.com/modules/yakinyerler/i/akcakoca/05.jpg

Akçakoca, Düzce'ye bağlı tipik bir Karadeniz yöresi. Akçakoca'ya gitmenin en kısa yolu ücretli otoban üzerinden. Düzce'den otobandan saptıktan sonra sahile doğru yol alıyoruz. Yol kenarındaki fındık üretim tesisleri kısa bir süre sonra yerini sonsuz bir yeşilliğe bırakıyor. Yol keyifli ve rahat.

Akçakoca, Türkiye'nin ilk turizm beldesi aslında. Henüz güney turizminin başlamadığı yıllarda büyükşehirlerden özellikle yazları çok sayıda ziyaretçi gelirmiş. Şimdi hem denizin tadını çıkarmak hem de Bolu-Düzce civarını gezmek isteyen yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor.

Akçakoca'da güneş denizden doğar denizden batar diyorlar. Buranın eski adı da zaten Diapolis, yani parlak şehir.

Akçakoca'nın iklimi ılıman. Karadeniz Bölgesi'nin yağmurlu havasına burada daha seyrek rastlanıyor. Denize girmek isteyenleri ise Karadeniz'in dalgaları bekliyor. Deniz sığ değil, hemen derinleşiyor, ama tertemiz.

Akçakoca'nın 30 km'lik upuzun bir sahili var. Özellikle haftasonları burası oldukça kalabalık oluyor.

Beldenin girişinde ve Ereğli yolunda çok sayıda plaj var. Tüm plajlar halka açık. Ayrıca bazı otellerin önünden de denize girilebiliyor.

Sahilde deniz ürünleri yenebilecek balık lokantaları var. Ayrıca yöresel lezzetler yaprak sarma, mancarlı pide ve Akçakoca'nın özel tatlısı melengüçeyi deneyebileceğiniz yerlerden birine de girebilirsiniz.

Akçakoca'da ayrıca fındıkla yapılabilecek her türlü yiyecek var ama yemeğin üstüne fındıklı tahin helvası en güzeli.

Sahilde teknelerin arasında biraz dolaştıktan sonra, biraz da Akçakoca'nın tepelerine doğru yol alalım diyoruz. Yukarı Mahalle, yöreye özgü yapıyı görebileceğiniz bir yer.

Akçakoca'da bazı evler Karadeniz yapı tarzına sadık kalınarak korunmuş. Çanak antenler ve beton binalar geleneksel dokuyu bozsa da çiçekli kapıların arasında bir tur atmaya değer.

Evlerin ve çiçekli bahçelerin arasında biraz dolandıktan sonra asırlık çınarların altında piknik yapanların yanına gidiyoruz.

600 yıllık çınarların yanında Evliya Cami ve eski bir hamam kalıntısı var. Zaten Akçakoca'da gittiğiniz her yerde tarihin izlerini görüyorsunuz.

Çevredeki şelale ve mağaraları görmek isteyenlerin ise yarım saatlik bir yürüyüşü göze almaları gerekiyor.

Şimdi istikametimiz Akçakoca'nın sembolü niteliğindeki Ceneviz Kalesi. Ceneviz Kalesi 1216 yılında ticaret gemilerine yol göstermek için kurulmuş. Şimdi ise sahil bölümü ile birlikte 5000 kişilik bir tesis olarak hizmet veriyor.

Akçakoca'nın Falezleri ya da diğer adıyla Beyazkayalar kaleden görülebiliyor.

Büyük dilek kuyusu ise, hemen dikkati çekiyor. Burasını aslında Kale Müdürü Alaaddin Küçük, çöp atılmasın diye dilek kuyusuna çevirmiş. Şimdi hem temiz kalıyor hem de atılan paralarla kaleye gelir sağlanmış oluyor.

Dilek kuyusunda biriken para, Ceneviz Kalesi'nin personeli arasında bölüştürülüyor. Biz de bir dilek tutup, Akçakoca otellerine doğru yolumuza devam ediyoruz.

Akçakoca'da 25'in üzerinde konaklama tesisi bulunuyor. Dört yıldızlı otellerden pansiyonlara her bütçeye göre konaklama imkanı var.

Akçakoca Otel ve Diapolis Otel'de fiyatlar iki kişi yarım pansiyon 120 -160 YTL arasında. Odalar ferah ve konforlu. Her iki otel de sahil kenarında. (Güncel fiyatlar farklı olabilir bilginize)

Otellerden tekrar kasaba merkezine doğru gidiyoruz. Akçakoca'ya gelip de dünyada pek başka bir örneği olmayan Merkez Cami'yi görmeden dönmek olmaz. Mimar Ergün Subaşı, klasik kubbe yerine sentez mimari uygulamış. Sekizgen köşelerden oluşan kubbe ve mavi dokulu minarelerle eşsiz bir cami ortaya çıkmış.

Akçakoca'dan sönerken fındık ve fındık ürünlerinden yanınızda götürebilirsiniz. Bunun için Fiskobirlik'in marketine uğramalısınız.

13 Şubat 2012 Pazartesi

SAMSUN

SAMSUN İSMİ NERDEN GELMİŞTİR

Samsun’un ilk ismi Amisos olup şehir İyonyalılar (Miletliler) tarafından kurulmuştur. Ancak, bundan önce Gaskarlar tarafından da burada bir yerleşim yeri kurulduğu (MÖ 3500) bilinmektedir. Bu yerleşim yerinin ise denizden gelebilecek tehlikelerden korunabilmek ve yerleşmenin kolayca sağlanabilmesi amacı ile kıyıdan uzak vadi içinde ve yamaç eteklerinde bulunmaktadır. (Bugünkü Mert Irmağı Kılıçdede Mahallesi sınırları içerisinde kalan ve Gazi İlköğretim Okulu karşısındaki Öksürük Tepe –Dündartepe- çevresindeki alan ile Sosyal Meskenlerin olduğu alan) Bu yerleşim yerinin kurulduğu dönemdeki adının , şehrin eski isimlerinden olan Enete, Simisso, Sinusso ve Peiraeurs’dan hangisi olduğu tespit edilememiştir. Selçuklu Türkleri bu şehri feth edince mevcut yerin hemen yanına yeni bir yerleşim yeri daha kurmuşlar ve buraya “Samsun” ismini vermişlerdir. “Samsun” ismi, Selçuklu Türklerinin verdiği özel bir isim, olup eski “Amisos” ile ne kelime olarak ve ne de mana olarak herhangi bir ilgisi yoktur. Türkler şehir merkezine Samsun, İl sınırları ile çevrili bölgeye ise “Canik ” demişlerdir.

TARİHİ

Samsun”da ilk yerleşmeler tarih öncesi dönemlere kadar uzanmaktadır.İlk yerleşmenin Samsun”un 14 km doğusunda Tekkeköy”ün hemen güneyinde yer aldığı tespit edilmiştir.Buradaki mağaralarda düz yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda PALEOLİTİK(eski taş devri-M.Ö.600,000-10,000) ve MEZOTOLİK(orta taş devri-M.Ö.10,000-8,000) çağa ait eserler bulunmuştur.

Samsun “un bilinen en eski halkı faskalardır.Son tunç çağında(M.Ö.1600-1200) bu bölgede yabani bir kavim olan Faskaların oturduğu Hitit yazılı kaynaklarından da alınmıştır.Faskaların mert ırmağı ağzında bugün Dündar tepe ve öksürük tepe olarak bilinen yerde bir site kurdukları ileri sürülmektedir.

Samsun ve Karadeniz”in kıyıları coğrafi konumu nedeniyle bu kıyıları ele geçirmek isteyen bir çok koloninin saldırısına uğramıştır.

Önce frizlerin egemenliğin giren bölge (M.Ö.1182),M.Ö.7.yy “ın ilk çeyreğinde Frig devletini yıkan Kimmerlerin eline geçmiştir.M.Ö.8.yy. ortalarında Anadolu da yunan kolonileri kurulmaya başlanmıştı.Karadeniz kıyılarında en çok koloni kuran İon şehir devletlerinden Miletos (Millet) lulardır.

Grekler(Yunanlılar)samsun yöresine geldiklerinde Kızılırmak”ın batısındaki bölgede Paphlagonlar dedikleri halk yaşamakta, Themiskyra”dan (terme) doğuya doğru ise amazonlar; Khalybler,tibarenoslar ve Mossynoikoslar adı verilen halk toplulukları bulunmaktadır.

Antik kaynakların belirttiğine göre bu günkü S amsun”un kuzey batısında Kara Samsun denilen yerde,ENETE adı verilen küçük bir site bulunmaktaydı.Bu yerleşme M.Ö.6.yy başında miletoslular tarafından zapt edilerek kolinize edilir ve yenden inşası yapılarak AMİSOS adı verilir.

Bu çağlarda şehir pek çok defalar el değiştirmiştir.M.Ö.5, yy “da Atinalılar;M.Ö.4,yy”da önce Persler daha sonra da Makedonyalılar(büyük İskender)egemen olmuştur.M,Ö.331. yılında Büyük İskender Amisos”u bağımsız şehir olarak ilan etmiştir.

Amisos M.Ö.3.yy “ınortalarında merkezi Amasya”da olan PONTUS DEVLETİ”nin sınırları içersine girmiştir.Amisos pontus kralı Mithridates VI.zamanlarında(M.Ö.120.-M.Ö.63)en parlak dönemini yaşamıştır.

Pontus krallığı ile roma imparatorluğu arasında uzun süren savaşlar esnasında şehir Pontuslularla,Romalılar arasında el değiştirmiştir.Ancak M.Ö.47”de CAESAR”ın zile yakınlarında pontus ordularıyla yaptığı savaş Sonunda Amisos kesin olarak roma egemenliğine girmiştir. Bu savaş sonucu kısa surede kazandığı zaferi yüceltmek için”CAESAR” geldim, gördüm,yendim (veni,vidi,vici) şeklinde o meşhur sözlerini söylemiştir. Caesar “Amisos”a bağımsızlığın vermiştir.

395”de Roma imparatorluğunun Batı Doğu olmak üzere ikiye ayrılmasın ile Amisos şehri Doğu roma (Bizans)toprakları içinde kalmıştır.

Hıristiyanlığın yayıldığı Bizans döneminde Amisos bir Piskoposluk merkezi olmuştur.

Müslümanlığın doğuşundan sonra 634-635 lerde Bizans”a İslam seferleri başlamıştır.

863 de Malatya emiri Ömer.B.Abdullah Amisosu fethetmiştir.Ancak seferden dönerken Müslümanlar ağır bir yenilgi almışlardı. Müslümanların Bizans”a karşı düzenlediği seferler 1000 yıllarına kadar aralıklarla devam etmiştir.

1000 yıllarının ilk yarısında artık Bizans Anadolu’daki eski üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır.

1040 yılındaki Dandankan savaşı ile bağımsız bir devlet olan Selçuklular ana doluya akınlara başlamışlardır.

1071”Selçukluların Bizans la yaptığı Malazgirt savaşı zaferle sonuçlanmış,zaferi izleyen 5-6 yıl içerisinde Anadolu’nun egemenliğine geçmiştir.

1071”den sonra Amisos, Anadolu”da kurulan Türk devletlerinden DANİŞMENTLİLER”in bölgesinde yer almıştır.

1086 “da Danışmentliler Amisos”u kuşatmışlarsa da ele geçiremezler. Ancak Amisos”un yakınında devlet kurarlar. Bundan sonra eski kente “Hıristiyan samsun “denir.

Anadolu Selçuklu devleti zamanında (1185) samsun kılıç aslanın oğullarından Rüknettin Süleyman şah”ın payına düşer. Bu tarihten sonra şehrin adı SAMSUN olarak geçmeye başlar. Hıristiyan samsun önce Bizanslıların; 14 yy”ın ilk yıllarından başlayarak da uzun süre Cenevizlilerin yönetiminde kalır.

Anadolu Selçuklu Devletinin zamanında Anadolu inşa ettiği Türk birliğinin Moğol istilasıyla 1243 “de dağılmaya başlamasıyla Müslüman samsun sırasıyla ilhanlıların,pervane oğullarının (1297), candaroğullarının (1322) ve Tacettinoğullarının (1348) denetimine girer.

Osmanlıların güçlenerek genişlemeye başladığı dönemde1393”te canik beyliklerinden kubat oğullarının eline geçer.Yıldırım Beyazıt 1398 de Müslüman samsun”u tekrar alır. Yıldırım Beyazıt tarafından tekrar oluşturulan Anadolu’daki Türk birliği Beyazıtlın”ın 1402 deTimurla yaptığı Ankara savaşında yenilmesiyle,bozulur. Osmanlı egemenliğine alınmış beylikler Timur tarafından tekrar canlandırılır.

1043 yılından sonra kubat oğulları,taşanlar oğulları, candaroğlları, Tacettinoğulları beylikleri tarafından yönetilir.

Anadolu da tekrar birliği oluşturmak için seferlere başlayan Osmanlı devletini ikinci kez kuran çelebi sultan Mehmet her iki samsunu 1413 de Osmanlı yönetimine katmıştır.

Cenevizliler aşağı şehri yakıp gemiller kaçmışlardır. Samsun bu dönemde liman acısından sinoptan sonra ikinci planda kalmıştır.

Çelebi sultan Mehmet canik”i oğlu şehzade murat”ın idaresindeki Amasya sancağına bağlar (1419). Şehrin valiliğin ise Tacettinoğlu Hüsamettin Hasan Bey e verir.Ancak 1421'de Osmanlıda çıkan karışıklıklardan yaralanmaya çalışan Tacettinoğlu Hüsamettin Bey bağımsızlığın ilan eder. Bunun üzerine Amasya sancakbeyi lala yörğüç paşa samsuna gönderilir ve samsun tekrar Osmanlı toprakların katılır. (1428)

Osmanlı yönetiminde samsun;canik bölgesinin merkezi olarak Amasya”ya sonra da sivas”a (paşa sancağı) bağlanır.1514 yılında ise Erzincan eyaletine bağlanır. 15yy”da samsun kazakların saldırısına uğramıştır.

18 yy “da samsun limanı kuzey limanları ile (özellikle kırım) önemli ticari ilişkiler kurmuştur. Ancak Osmanlının 1774”de kırımı terk etmesi bu ticareti canlanmaya başlayan kenti olumsuz etkilemiştir.

Samsun 19 yy. ilk yarısında Hazinedar oğulları yönetiminde kalmıştır. Bu dönemde buharlı gemilerin Karadeniz”de ticareti canlandırması;ayrıca, kaliteli tütün ekiminin Bafra çevresinde başlayarak samsun yöresine yayılması kentte gelişmelere neden olmuştur. Samsun”un Türk nüfusu artığı gibi Avrupalı tütün alıcıları ve çeşitli ham madde tüccarları samsun'a yerleşmeye başlamıştır.

1869”da çıkan bir yangında Samsun”un hemen hemen tamamı kül haline gelmiştir.Ancak o dönemde zengin bir ticaret merkezi haline gelmiş olan samsun yangından sonra çabuk kalkınmıştır.

I.Dünya savaşı sırasında deniz ticareti felce uğradığı için, ekonomik yönden büyük sıkıntılar çeken samsun, 1915”te Rus savaş gemiler 4 kez topa tutulmuş ve büyük ölçüde hasar görmüştür.

I.Dünyaya savaşından sonra parçalana ve düşmanlar tarafından istila edilen vatanımızı kurtarmak için harekete geçen Mustafa Kemal Paşa 9.ordu müfettişi sıfatıyla bandırma vapuruyla 19 Mayıs 1919”da samsuna gelerek, milli mücadeleyi başlatmıştır. Samsun bu özelliği nedeniyle kurtuluş savaşımızın bir simgesi durumuna gelmiştir.

19 Mayıs Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından”Gençlik ve spor Bayramı”olarak ilan edilmiştir. İlan edildiği 1936 yılından beri her yıl “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı”olarak kutlanmaktadır.

19 yy. sonlarında Trabzon vilayetine bağlı muta sarraflık olarak yönetilen samsun, 1925”te il olmuştur.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Fatsa / Ordu




Hiç  yolunuz düştü mü Fatsa'ya acaba? Fatsa oldukça güzelleşti son yıllarda. Gitmeli, görmeli dediğimiz bir yer oldu. Şirin bir Karadeniz ilçesi Fatsa'ya bekleriz.




10 Şubat 2011 Perşembe

Yedigöller - Bolu

http://arsiv.ntvmsnbc.com/modules/yakinyerler/i/yedigoller/0.jpg

Yedigöller, İstanbul'dan yaklaşık dört buçuk, Ankara'dan ise üç saat uzaklıkta yemyeşil bir bölge. Ama bu doğa harikasına varmak için bu sürenin yaklaşık 1,5 saatini çok bozuk bir orman yolunda geçirmeyi göze almanız gerekiyor.

İstanbul'dan Yedigöller'e gitmenin en kolay yolu, ücretli otoyoldan ve Bolu şehir merkezi üzerinden. Bolu'ya geldikten sonra Yedigöller tabelalarını takip etmeniz gerekiyor.

Ankara'dan gelenlerin ise otoyoldan Yeniçağa sapağından girip, Mengen üzerinden gitmeleri daha kolay.

Biz giderken Mengen yolunu tercih ediyoruz. Yeşilin her tonunun içinde yolculuk ederken, yol kenarında Türkiye'yi karavanla dolaşan Hollandalı bir çifte rastlıyoruz.

Yedigöller yolunda mola veren çift, dere kenarında ellerinde kitapları huzurlu ortamın tadını çıkarıyor. Biraz ısındıktan sonra da dereye gitmeyi planlıyorlar.

Biz biraz sohbet edip, Hollandalı çifti kitapları ile başbaşa bırakarak yolumuza devam ediyoruz.

Yedigöller Milli Parkı, 550 hektarlık bir alan. Vadiler arasındaki Büyükgöl, Seringöl ve Nazlıgöl gibi 7 tane göl, çeşit çeşit ağaçlarla çevrili.

Yedigöller 1965 yılından beri milli park olarak koruma altında, çünkü yaklaşık 200'ün üzerinde bitki ve onlarca hayvan türüne ev sahipliği yapıyor.

Yedigöller'in çevresindeki 47 bin hektarlık alan yaban hayatı koruma sahası. Geyik, karaca ve kurt gibi hayvanlar için özel alanlar tahsis edilmiş. Bu bölge ayrıca Türkiye'nin en güzel karışık doğal ormanlarından biri.

Milli parkta piknikçiler için ayrılmış ahşap masalar ve barbekü bölmeleri var. Ancak yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka yanınızda getirmeniz gerekiyor.

Yedigöller'de bazı belirlenen alanlarda kamp yapma imkanı bulunuyor. Ayrıca konaklamak isteyenler de bungalow tipi evleri tercih edebiliyor.

Kampçılar buraya çadırları ve oltalarıyla geliyor. Deringöl ve Büyükgöl'de balık tutmak serbest. Ancak bu balıklar gölün doğal ortamında yetişmiyor. Yedigöller Alabalık Tesisleri'nde üretilip, oltacılık yapmak isteyenler için göle bırakılıyor.

Eğer tüm erzağı yanınızda getirirseniz, Yedigöller'in içindeki bungalowlarda doğayla başbaşa bir haftasonu geçirebilirsiniz. Bunun için Orman Bölge Müdürlüğü'nden yer ayırtmanız gerekiyor. Gecelik ödemeniz gereken ücret ise 50 YTL. Ancak bölgenin hemen hiçbir yerinde cep telefonlarının çekmediğini de hatırlatalım.

Yedigöller'den dönüşte Bolu şehir merkezinden geçen yolu tercih ediyoruz. Mengen yoludan daha kısa olsa da keskin virajlar ve kötü orman yolu biraz insanın tadını kaçırıyor.

İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz ama Yedigöller pek öyle günübirlik gelinebilecek bir yer değil. Bu yüzden Bolu'da bir gece konaklamak iyi bir fikir olabilir. Biz de yol üzerinde Yurdaer Otel'de bir mola veriyoruz.


Yurdaer Otel bildiğiniz otel ya da restoran konseptlerinden çok farklı, son derece özgün bir yer. Zaten burası bir mutfak sanatları merkezi. Aynı zamanda ressam ve gurme olan Yurdaer Bey'in resimleri otelin her yanında görülebiliyor. Zaten buraya da sanatseverler ve Türk mutfağını tanımak isteyenler geliyor. Amaç unutulmuş Türk mutfağını yaşatmak. Ticari bir kaygıları yok.

Yurdaer Otel 53 odasıyla konaklamak isteyenlere de hizmet veriyor. Ama daha da önemlisi burada, unutulmuş ve yaşayan binlerce Türk yemeğini gerçek tadı ile tatma imkanınız var. Biz de misk-i amberli demirhindi şerbeti ile başlayan ve kahkuleli kahve ile biten nefis yemekleri tatıktan sonra bu leziz yiyeceklerin tadı damağımızda yola koyuluyoruz.

17 Haziran 2010 Perşembe

Kerpe - İzmit





Bu sefer istikametimiz gizli cennet Kerpe. İstanbul'a bu kadar yakın olmasına rağmen haritalarda bile yer almayan bir bölge Kerpe. Yanıbaşındaki Kefken çok daha fazla biliniyor ama esas tesisler Kerpe'de. En büyük avantajı ise ulaşımının çok kolay olması.

Kerpe, Karadeniz'in en kuytu koylarından birine kurulu, ormanlık içinde bir belde. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ücretli otoyol üzerinden. İzmit'i geçtikten sonra Kandıra sapağından giriliyor ve Kefken tabelaları takip ediliyor. Kerpe'ye kadar yol dümdüz ve son derece rahat. Yemyeşil köylerin arasından kıvrıla kıvrıla Kerpe'ye varıyorsunuz. İstanbul Çamlıca çıkışından yaklaşık bir buçuk saat sonra, Kerpe'nin sahilindesiniz.

Buradaki otellerde güne güzel bir köy kahvaltısı ile başlayabilir, ya da öğle yemeği için balık ziyafeti çekmeyi bekleyebilirsiniz.

Kerpe sahili sağlı sollu balık lokantaları ile dolu. Yörenin en eskisi Karagöz Restoran. Burada mevsime göre hemen her çeşit deniz balığı yenebiliyor.

Kerpeliler, özellikle mevsim balıklarıyla Eylül ayında yörenin ayrı bir güzel olduğunu söylüyor.

Kerpe sahilinde balık istemeyene gözleme, pide, etli ekmek gibi alternatifler de var. Zaten Kerpe aslında tipik bir tatil beldesi. Etraftaki yazlık ev sayısı son yıllarda iyice artmış. Ama bu yöre henüz doğallığını yitirmemiş.



Kerpe sahilinden biraz yukarı doğru gittiğinizde tam bir doğa harikası Kartalkayaları görüyorsunuz. Kayalara ulaşmak için dik ve toprak bir patika yoldan geçmek gerekse de buna kesinlikle değiyor.

Yıllar içinde denizin şekillendirdiği kayalar, Kerpe'de mutlaka görülmesi gereken bir yer. Kayalar tamamen doğal hali ile korunmuş olsa da, etrafta çöpler eksik değil. Böylesine bir güzelliğin nasıl kirletilebildiğine hayret etmeden geçmek zor.

Kerpe Karadeniz'in diğer koylarının aksine batıya bakıyor. Kuytu konumu sayesinde yıllar içinde liman ve ticaret merkezi olarak kullanılmış.

Kayaların yanından toprak yoldan gittiğinizde Miço Koyu'na varıyorsunuz. Bomboş koy, denizin içindeki kayalarla hoş bir manzara oluşturuyor.

Aslında Kerpe'nin her köşesi yürüyüş, bisiklet gibi sporlar için ya da güzel fotoğraf kareleri yakalamak için çok uygun. Kartpostal güzelliğinde görüntüler yakalamak mümkün.

Kamp yapmak isteyenler için de burada belirlenmiş alanlar var. Doğa Çadır Kampı Dinlenme ve Konaklama Tesisleri bunlardan biri. Etrafı orman olan bölgede, çadır ya da karavan kampı yapmak mümkün.



Kerpe Kefken arasındaki upuzun plaj tamamen kum. Deniz tipik Karadeniz hiç değil. Açıklara kadar sığ ve dalgasız. Bu yüzden derinde yüzmek isteyenlerin kayalıkları tercih etmesi gerekiyor.

Kerpe denizinin Karadeniz olduğuna inanmak zaman zaman güç oluyor. Çünkü çoğunlukla tertemiz, durgun ve sığ bir su. Özellikle çocuklar için ideal.

Denize Otel Kerpe'nin önündeki doğal kayalıklardan, Varuna Club'dan ya da sahil boyunca uzanan halk plajlarından girilebiliyor.

Kerpe'de konaklamak isteyenlerin başlıca seçenekleri Otel Kerpe ve Varuna Otel. Bir de tabii küçük pansiyonlar.

Otel Kerpe, yeni işletmesi ile hem bir günü Kerpe'de geçirmek isteyenlere hem de kalanlara hizmet veriyor. Gecelik ücreti oda kahvaltı kişi başı 40 YTL. Kat kat terasına yerleştirilen masalardan manzara izlemek keyifli. (güncel fiyatlar değişik olabilir)

Varuna Otel 300 kişi kapasiteli plajı ile günübirlik gelenlere de açık. Pırıl pırıl denizi ve arkasındaki ormanlara da oksijen dolu bir gün vaadediyor.

Varuna Otel'in binası Kerpe'nin eskilerinden. Kerpe'deki değişime uygun olarak, özellikle haftasonları bir Beach Club havasına bürünüyor. Günlük giriş ücreti 15 milyon.

Plajların yanından Kefken'e doğru uzanıyoruz. Burası bir balıkçı köyü. Yörenin tüm balıkları buradan geliyor. Pembekayalar ise buraya gelince mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Kefken, Kerpe'nin yanıbaşında. Balık buradan geliyor ama Kefken'de pek fazla tesis yok. Kalacak bir otel ve tek tük balıkçı lokantaları var.

Pembekayalar, Kefken'in en ilginç yeri. Biz de biraz çevreyi dolaşıp kısa bir tur attıktan sonra Kerpe'ye geri dönüyoruz ve bir alabalık restoranına uğruyoruz.

Soğukpınar Alabalık bir fındık bahçesinin içine kurulmuş. Burada bir yanda alabalık restoranlarının vazgeçilmezi hamaklarda dinlenip, mevsiminde dalından fındık yemek mümkün.

Kerpe'den dönmeden önce, bölgeye bir de tepeden Babadağı'ndan bakalım diyoruz. Burası aynı zamanda Kocaeli fatihi olan Akçakoca'nın mezarı. Aşağı baktığınızda başta Kerpe Yarımadası, tüm yöre ayağınızın altında.

Artık yavaş yavaş dönme vakti yaklaştığında, Kerpe'den ne alınır diye soruyoruz esnafa. Burada sütçülük çok gelişmiş. Özellikle Kandıra yoğurdu çok meşhur. Dönerken yanınızda yoğurt, peynir, köy yumurtası görürebilirsiniz.

Kerpe'de gün batımını izlemek çok keyifli. Biz de Otel Kerpe'nin terasından gündeşin denizin arkasında kaybolmasını izleyip şehre dönüyoruz.

11 Mart 2010 Perşembe

Sümela Manastırı

SÜMELA MANASTIRI - Kocaman bir tarih

Gücün, emeğin, inancın binlerce yıllık öyküsü duruyor karşınızda! İnsanoğlunun azmi, tarihin gerçeği, inancın gücü... Önce şaşırıyor, biraz eziliyor, en çok da suskun kalıyorsunuz!

Tarihler milattan sonra 4. yüzyılı gösterirken; Barbaras ve Sophronios adında iki Atinalı rahip rüyalarında Meryem Ana'yı görüyor ve Meryem Ana onlardan yeni bir manastır yaptırmalarını istiyor, yerini ve yolunu tarif ediyordu... Meryem Ana ile Hazreti İsa'nın doğumunu tasvir eden ve St. Luka'ya ait tabloyu da alarak yola çıkan iki rahip, deniz yoluyla Trabzon'a geliyor ve Karadağ'ın dimdik yükselen yamacında, tepesinden su damlayan bir mağara buluyorlar. Gönüllü Hıristiyanlarla birlikte buraya, iki odadan oluşan ilk manastırı kuruyorlar... İki keşişin ölümünden sonra burası “kutsal yer” ilan ediliyor...

Bundan sonra; tarihin akışı içinde taş taş üstüne konacak ve bugün Sümela Manastırı olarak andığımız Türkiye'nin belki de en görkemli yapılarından biri ortaya çıkacaktır. Geçmişi biraz sonraya bırakalım, günümüz Sümelası'na bir yolculuk yapalım önce...

Kendine güvenenler yarım saat tırmanabilir...

Trabzon'dan Maçka'ya doğru uzanan yol, yaklaşık 45 kilometre sonra manastırın bulunduğu Milli Park'a varıyor. Milli Park derken küçümsemeyin sakın, tropikal bir ormana ya da yeşil bir dünyaya aitsiniz artık. Binlerce yıllık ağaçların aralarından akan berrak sular, en büyülü cennet tasvirlerini bile geride bırakıyor. Biraz şaşkın etrafa bakınırken, herkesin en büyük merakı “O ünlü görüntü”nün ne zaman ortaya çıkacağı... Hani “kayaların yamacına oyulmuş manastır ve göz göz odacıklar...” Hani, binlerce kez gördüğümüz “O” fotoğraf... Birden bire derin bir “oh” sesi dökülüveriyor dudaklarınızdan; “O” fotoğraf karşınızda işte!.. Gerçekten inanılmaz, gerçekten büyülü... Şimdi artık manastırın yamaçlarına kurulu, ahşaptan yapılmış, çevreye saygılı, şık bir kafeteryada mola verebilirsiniz. Hem dinlenmek, hem de bu benzersiz atmosferi sindire sindire yaşamak için... Dinlenmek lazım çünkü, birazdan uzun bir tırmanış bekliyor sizi. Kendine güvenenler araba yolundan vazgeçip, yeşil bir yol tutturabilir yukarıya doğru. Bu da demektir ki, yarım saat tırmanılacak! Bunu göze alamayanlar için arabanız biraz daha yukarılara götürecektir sizi. Nihayete gelindiğinde yaklaşık 10 dakikalık bir tırmanma daha! İşte Sümela Manastırı'nın avlusundasınız. Derin bir nefes alın, manastırın içine ulaşmak için 70 basamaklı, dimdik ve dar bir merdiven bekliyor sizi!..

Değer, her şeye değer...

Onca yorgunluk, onca ter; gördüğünüz manzara karşısında gerçekten tüm yorgunluğunuza değer!.. İnsanoğlunun gücünün, emeğinin, inancının binlerce yıllık öyküsü duruyor karşınızda. Önce suskun bir bakış, ardından hayranlık nidaları. Şaşırıyor, biraz da eziliyorsunuz. İnsan azmi, tarihin gerçeği, inancın gücü...

Vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte; Ana Kaya Kilisesi, şapeller, mutfak, misafirhane, kütüphane, kutsal ayazma ve 72 oda yer alıyor. Hiçbirini karşıdan görmek imkansız. Karşı tepelerden görülebilen yalnızca “O” fotoğraf, o bildik dış cephe...

Manastıra su getirdiği bilinen, yamaca yaslanmış çok gözlü büyük su kemerinin bugün büyük bölümü yıkık. Sizi manastırın ana girişine ulaştıran uzun merdivenin yanında muhafız odası yer alıyor. Buraya bağlanan daha kısa bir merdivenle iç avluya iniliyor.

Sol tarafta kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli yapılar var, sağda ise kütüphane. Manastır yamacının ön cephesinde keşiş odaları ve misafir odaları bulunuyor. Kiliseyle yanındaki şapelin duvarları fresklerle süslü. Kaya kilisesindeki freskler 14. yüzyıla, şapeldekiler ise 18. yüzyıla tarihleniyor. Duvarlardaki kat kat freskler üç ayrı dönemi işaret etse de, vahşi eller tarafından çizilerek tahrip edilmiş olsa da, gözleriniz her birinin üzerinde hayranlıkla dolaşıyor. İncil'den alınmış sahneler, Meryem Ana ile Hazreti İsa'nın yaşamından kesitler sunan freskler, renkleri ve üsluplarıyla göz kamaştırıyor.

Sümela “siyah” anlamına geliyor

Karadağ'ın eteklerinde kurulu ve bir diğer deyişle, “Meryem Ana Manastırı” olarak da anılan Sümela, adını “melas” sözcüğünden alıyor. “Siyah” anlamına gelen bu sözcük; kimi kaynaklara göre yaslandığı dağın ismine, kimi kaynaklara göre ise Meryem Ana freskindeki siyah renge bağlanıyor.

Tarihin yolculuğunda Sümela...

İlk manastırı kuran iki keşişin ölümünden sonra, “kutsal yer” ilan edilen yapı, 6. yüzyılda İmparator Justinianus tarafından onarılıyor ve genişletiliyor. 13. yüzyıldan beri bugünkü durumunu koruduğu bilinen Sümela, 1204 tarihinde kurulan Trabzon Komnenosları Prensliği'nden III. Alexios zamanında çok önemseniyor ve yeni onarımlar geçiriyor. Doğu Karadeniz'in Osmanlı topraklarına katılmasıyla padişahlar tarafından tüm hakları korunuyor ve pek çok imtiyaz tanınıyor. 18. yüzyılda birçok bölümü yenilenen manastır, 19. yüzyılda büyük binaların eklenmesiyle en muhteşem görünümüne kavuşarak altın çağını yaşıyor. 1916-1918 yılları arasında Trabzon'u işgal eden Ruslar manastıra el koyuyor. 1923 yılında ise tamamen boşaltılıyor.

30 Ekim 2007 Salı

iller arasi kaç kilometre?

PR: ? I: ? L: ? Cached: ? I: ? L: ? LD: ? I: ? L: ? Rank: ? Age: ?IP: ? whoissourceRobo: ?Sitemap: ? Density

Sayfa düzgün görüntülenemiyorsa orjinal sayfayı kullanabilirsiniz.

17 Ekim 2007 Çarşamba

illerimizin Neleri Meshur - Eklemeli * Yeni

İllerimizin Neleri Meşhur? Genelde biliriz neresinin neyi meşhur ama hepsi birbirine karışır fark etmeyiz bile.. Örnek olarak Ihlara Vadisi'nin Aksaray'da olduğunu bilmezdim, Karadeniz'de sanırdım..! Ben bazı yerlere eklemeler yapıyorum. Mesela Artvin'in Peynir Eritmesi listede yok. Kars'ın Kaz etli pilavı yok... Özellikle bu illerle bağdaşlaşan, bu illeri anlatan ünlü kişileri de ekleyeceğim. Başka neler yok bakalım...


ADANA
Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Fatih Terim

ADIYAMAN
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı, Kahtalı Mıçı :)

AĞRI
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

AFYON
Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları, Kurtuluş Savaşı mevzileri, Ahmet Necdet Sezer

AKSARAY
Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

AMASYA
Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

ANKARA
Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri, Ankara Tavşanı, TBMM, Çankaya Köşkü

ANTALYA
Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

ARDAHAN
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü, Kete

ARTVİN
Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları, Kete, Peynir Eritmesi, Yaylaları, Zülfü Livaneli, Kazım Koyuncu

AYDIN
Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı

BALIKESİR
Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

BARTIN
Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı

BATMAN
Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi

BAYBURT
Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi

BOLU
Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük’ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen’in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları, Bolu Tüneli, Köroğlu

BURDUR
Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

BURSA
Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya'nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü

BİLECİK
Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

BİNGÖL
Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu

BİTLİS
Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )

ÇANAKKALE
Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı ), Kendine Özgü Trakya Lehçesi

ÇANKIRI
Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi

ÇORUM
Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi

DENİZLİ
Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

DİYARBAKIR
Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

DÜZCE
Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

EDİRNE
Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü, Trakya Lehçesi

ELAZIĞ
Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası, Gakkoşluğu

ERZURUM
Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları

ERZİNCAN
Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

ESKİŞEHİR
Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi

GAZİANTEP
Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma - Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı, Ekonomisi, Baharatları

GÜMÜŞHANE
Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

GİRESUN
Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

HAKKARİ
Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri, Yılmaz Erdoğan

HATAY
Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları, Baharatları

IĞDIR
Pamuk Üretimi, Alçakta Olmasından Dolayı Özel İklimi (pamuk vs. yetişmesine olanak verir)

ISPARTA
Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi, Süleyman Demirel

KAHRAMANMARAŞ
Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi, Aşık Mahsuni

KARABÜK
Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası

KARAMAN
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

KARS
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri, Kaz Etli Pilav

KASTAMONU
Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı, El Değmemiş Sahilleri

KAYSERİ
Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi, Ekonomisi, Ekonomistleri, Sakıp Sabancı

KIRIKKALE
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi

KIRKLARELİ
Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri , Temiz Sahilleri, Balıkçı Köyleri

KIRŞEHİR
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri, Neşet Ertaş'ı, Muharrem Ertaş'ı

KOCAELİ ( İZMİT )
Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal’ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi

KONYA
Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları, Mevlana Kültürü

KİLİS
Kilis Yorganları, Baharatları

KÜTAHYA
Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitömer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları

MALATYA
Malatya Kayısısı, Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri, Aslantepe Antik Kenti, Karakaya Barajı, Somuncu Baba Camii ve Balık Gölü, Sürgü ( Takaz ) Mesire Yeri, Arapgir Meydan Köprüsü, Battalgazi Kervansarayı, Sultansuyu Harası, Darende Kudret Hamamı, Kanalboyu Caddesi, Turgut Özal, İsmet İnönü

MANİSA
Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma’nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

MARDİN
Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

MERSİN ( İÇEL )
Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla ( Namrun ), Tantuni

MUĞLA
Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon-Kaunos-Labranda-Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı, Dalyan

MUŞ
Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

NEVŞEHİR
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos’un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi

NİĞDE
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye’nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

ORDU
Türkiye’nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası, Hekimoğlu Hikayesi

OSMANİYE
Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

RİZE
Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi, Hemşin Dili ve Kültürü

SAKARYA
Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi

SAMSUN
Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi

SİNOP
Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye’nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi

SİVAS
Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği’nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )

SİİRT
Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi, Misafirperverlik

TEKİRDAĞ
Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii, Kumbağ, Sanayi

TOKAT
Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi

TRABZON
Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı

TUNCELİ
Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı, Eğitimlilik

UŞAK
Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye’deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları

VAN
Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

YALOVA
Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi, Yalova Topçular Faribot İskelesi ile bir geçiş noktasıdır.

YOZGAT
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları

İSTANBUL
Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi, Başlı Başına Bir Şehirdir.... Özellikleri saymakla bitmez

İZMİR
İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri, Güzel Bir İlimiz

ZONGULDAK
Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

ŞANLIURFA
Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası

ŞIRNAK
Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi

1 Ekim 2007 Pazartesi

Havadan Turkiye Fotolari Buyuk ilgi Gordu

Bu fotoğraflar gerçekten harika.. Kesinlikle görmelisiniz. Alp Alper'in ellerine sağlık. Türkiye'nin göz kamaştıran güzelliği yine ön planda.. Türkiye'yi yeterince tanıtabilirsek Turizm bir çok açıdan ülkemize faydalı olacaktır. Ama kötü konularla gündeme geliyor ve puan kaybediyoruz..


İzlemek İçin Tıklayın




'1000 Feet’ten Türkiye' fotoğrafları Yunanistan'da best seller oldu


Türkiye’yi havadan fotoğraflamaya 1999 yılında başlayan THY uçuş uzmanının hazırladığı gökyüzünden çekilmiş 220 fotoğraftan oluşan "1000 Feet’ten Türkiye" kitabı Türkiye ve Yunanistan’da 3500 adet satıldı.


Uçuş deneyimlerini fotoğraf hobisiyle birleştirip, Türkiye’yi gökyüzünden görüntüleyen ve 300 metre yükseklikten bakılan Anadolu’nun güzelliklerini dünyaya açan Alp Alper, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çalışmalarını 1999 yılında yaşanan ve bir çok yapıyı yerle bir eden depremin ardından başlattığını bildirdi.


Alp Alper, 1992 yılının nisan ayında Türk Hava Yolları’nın açtığı sınavları kazanarak Yolcu Hizmetleri Trafik Personeli olarak göreve başladığını, daha sonra THY bünyesinde bulunan "uçuş uzmanlığı" kadrosuna geçtiğini, her ay 30-40 saatlik uçuşlara katıldığını anlattı.
Bu görevler esnasında da pek çok güzelliği havadan detaylı olarak görme şansına sahip olduğunu belirten Alper, bu şansını, okul yıllarında hobi olarak başladığı fotoğrafçılık ile birleştirmeye karar verdiğini, bu sayede, bir doğa harikası olan İstanbul ve havadan görme fırsatı bulduğu eşsiz güzelliklerin fotoğrafını çekmeye başladığını söyledi.


Alper, şunları kaydetti:
"Deprem oldu ve gördüğümüz manzara hepimizi çok üzdü. Değerlerimizi doğal afetlerle kaybediyorduk. Türkiye’nin güzelliklerini gökyüzünden görüntülemek için bir proje oluşturduk.


Bu projeye başlamadan önce beni ve bu projeye gönül veren arkadaşlarımı, izlerken içimizi acıtan orman yangınları, tarihi eser kaçakçılığı, depremler, para hırsı uğruna yapılan tüm tarihi yıkımlar düşündürdü. Bütün bunlar ’bir şeyler yapmak gerek’ düşüncesiyle bizi tetikledi. Sahip olduğumuz bu değerlerin yok olmadan önceki güzelliklerini belgeleyelim, gelecek nesillere sunalım, korunmaları adına ruhlarına kuvvet verelim istiyorduk. Bunu büyük ölçüde gerçekleştirdik. Bütçemizin elverdiği ve arazinin konumuna göre, Anadolu’nun güzelliklerini havadan görüntüledik. Kimi zaman renkli bir balonla sabahın ilk ışıklarında güneşle doğarak kimi zaman yüksek bir zirveden rüzgara kanat veren bir paragliding veya bir microlightla, kimi zamansa bir helikopterle... Kısacası uçulabilen, akla gelen her türlü araçla uçmaya çalıştık." Projeyi gerçekleştirebilmek için evini ve otomobilini sattığını, toplamda yaklaşık 150 bin dolar harcadığını ifade eden Alper, yıllardır tatil de yapmadığını, hep fotoğraf çektiğini söyledi.

12 BİN FOTOĞRAF

Alper, proje için arkeologlar, pilotlar, tarihçiler ve ressamlarla çalıştığını, fotoğrafını çekeceği her yerin önce koordinatlarını belirlediklerini, sonra da en iyi zamanı bulmaya çalıştıklarını, mevsimi, saati bile seçtiklerini belirtti.


Canon EOS 1N filmli makine kullandığını, dijital makineyle tek kare bile çekim yapmadığını belirten Alper, "Dijital çekmek kolaylık, ama heyecanı yok. Filmin karesinde ne çıkacak, nasıl çıkacak heyecanlı bir bekleyiş. Tam 12 bin fotoğraf çektim. Bunların arasından 220’sini elimiz titreyerek seçtik ve kitaplaştırmaya karar verdik" dedi.


Geçen yıla kadar THY Atina İstasyon Şefliği görevini yürüten Alper, Türk yayınevlerinin ilgilenmediği "1000 Feet’ten (yaklaşık 300 metre)


Türkiye" adlı kitabını bir Yunan yayınevinin bastığını, Yunanistan’da kitabın 2 bin, Türkiye’de de bin 500 adet satıldığını kaydetti.


Atina’da kitabın ilk piyasaya çıktığında uzun süre best-seller (en çok satanlar) listesinde üçüncü sırada yer aldığını ifade eden Alper, şöyle devam etti:
"Yunanlar bizim değerlerimize bizden daha çok ilgi gösteriyorlar. Bu kitap kültürel mirasımızı gözler önüne seriyor. Bunu bir yana bırakın Türkiye’nin karşı karşıya olduğu küresel ısınma tehditlerini de ortaya koyuyor.


Tuz Gölü’nün nasıl kuruduğunu veya Türkiye’deki çölleşmeyi net bir şekilde görüyorsunuz. Bu nedenle fotoğraflar gelecek için de önem taşıyor. Bir sonraki işim Mısır’ı ve İtalya’yı havadan fotoğraflamak.


Türkiye’nin doğal güzellikleri için iki projem daha var ama sponsor bulacak mıyım bilmiyorum?" Alper, ilk sergisini Atatürk Havalimanı’nda açtığını, daha sonra İstanbul’daki bir alışveriş merkezinde ve Samsun’da da fotoğraflarının gösterildiğini söyledi.


Alper, Türkiye’nin yurt dışında tanıtımına katkıda bulunmak amacıyla Atina’da 2, Polonya ve Güney Afrika’da birer fotoğraf sergisi açtığını bildirdi.


Milliyet