Uzungöl Yaylası
Tarihi
Trabzon’a 99 km ve Çaykara ilçesine 19 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir.
Özellikle yakınındaki “Şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özelliktedir. Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır.
Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktadır. Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler, Göl kıyısında yer alan Uzungöl yerleşmesi belediye teşkilatına sahip olup, alt yapı çalışmaları devam etmektedir. Trabzon'dan ulaşım, Çaykara'ya kadar 76 km, asfalt ve sonra da 19 km lik stabilize yol ile sağlanmaktadır. Çaykara·Uzungöl yol bağlantısının ıslah edilmesi gerekmektedir.
Gölün su sathı, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak cüzi farklılıklar gösterir ise de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındadır. Gölde alabalık yaşamaktadır. Belediye tarafından hazırlanmış 1/2000 uygulama imar planı bulunduğu ifade edilen yerleşmede; geleneksel ahşap yayla yapılarının kuzeybatı yönündeki çayırlık yamaçlardaki konumundan, beton yapılarının kuzeybatı yönündeki çayırlık yamaçlardaki konumundan beton yapılar şeklinde göl kıyısına inmekte olduğu müşahade edilmiştir. Turizm Merkezi olarak belirlenen alanın ilgi odağı olan göl çevresinde topografya, yerleşme alanını sınırlamaktadır. Bu nedenle kuzeybatıda belirlenen turizm yerleşme alanları ise kot farkı nedeniyle daha düşük rakımlarda kalmaktadır. Bu alanlarda yer alması düşünülen Konaklama tesislerinin göl ve civarını günübirlik, aktiviteler için yoğun şekilde kullanmak isteyecekleri muhakkaktır.
Bu durumda, Turizm Merkezi gelişmesinin sağlıklı ve başarılı olabilmesi için göl çevresindeki yapılaşmanın kesinlikle kontrol altında tutulması gerekmektedir. Gölün Çaykara yönünden girişi bugünden büyük yapılarla (cami ve okul) kapatılmış durumdadır. Güneydoğuda yer alanda ise yapılaşma hızla artmaktadır. Halen gölün güneyinde, Haldizen deresi yanında yer alan özel sektör tarafından yapılmış bulunan 52 yatak kapasiteli ahşap bungalovlardan oluşan tesis başarılı bir uygulama olarak dikkat çekmektedir. Güneye doğru uzayıp giden Haldizen deresi vadisi büyük doğa zenginliklerine sahiptir. Uzungöl'e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede dağların yüksekliklerinde yer alan 10' kadar ufak göl yöredeki aktivite zenginliğini arttırmaktadır.
Uzungöl'e bugün bile yabancı gruplar gelerek mevcut tesiste konaklamakta ve güneydeki göllere doğa içinde yürüyüşler yapılmaktadır.
Nasıl Gidilir? Neler Yapılır?
Yazar Abdullah Düzgün
Uzungöl’e ulaşabilmek için öncelikli olarak Trabzon İline ulaşmanız gerekmektedir. Rize, Artvin tarafından Uzungöl’e ulaşmak isteyenlerin ise Trabzon’a ulaşmasına gerek yoktur. Onlar Of İlçesinden Uzungöl yoluna saparak Uzungöl’e ulaşabilirler.
1-KARA YOLU: Trabzon İlimizden Türkiye’nin her İline karşılıklı gidiş dönüş seferleri yapılmaktadır.Ayrıca BDT Ülkelerine de Trabzon’dan seferler düzenlenmektedir.
2-DENİZ YOLU (MARITIME LINES): Trabzon Limanından Samsun, İstanbul ve İzmir’e seferler düzenlenmektedir. Bu seferler özellikle yaz aylarında Turizmin yoğunluğu sebebi ile daha sık yapılmaktadır. Ayrıca BDT Ülkelerine de deniz seferleri düzenlenmektedir.
3-HAVA YOLU (AIR LINES) : Trabzon Hava Limanı Uluslararası ulaşıma açıktır. Trabzon’dan yurdumuzun bir çok iline karşılıklı olarak uçak seferleri düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra yurt dışında bir çok ülkeye de karşılıklı uçak seferleri düzenlenmektedir.
Trabzon->Yomra->Araklı->Sürmene->Of->Uzungöl
Şirin Beldemiz Uzungöl Trabzon İline 99 km mesafededir. Trabzon Merkez Çömlekçi Mahallesinde bulunan Çaykara Tur Minibüsleri ile günün her saatinde ortalama 20 dakikada bir Uzungöl’e servis vardır. Ayrıca Meydan mevkiinden de Ulusoy Firması tarafından Uzungöl’e minibüs seferleri düzenlenmektedir. Eğer özel aracınız yoksa bunlardan birini tercih etmek durumundasınız.Eğer özel aracınız ile Uzungöl’e ulaşmayı düşünüyorsanız size çok güzel bir gün geçireceğinizi tavsiye ederek başlayalım yolumuzu tarif etmeye. Trabzon-Rize Sahil yolunu takip ederek ve birbirinden güzel doğa manzarası eşliğinde Yomra, Arsin, Araklı ve Sürmene İlçelerini takip ederek Trbzon’un Of İlçesine ulaşmış olursunuz. Of ilçe girişinden sağ tarafa ayrılan yolu takip ederek Çaykara yoluna girmiş olursunuz.
Of İlçe Merkezi ile Çaykara arası 55 km’dir. Bu istikamette seyahat ederken birbirinden renkli ve birbirinden güzel çay bahçelerinin içinden geçeceksiniz. Yol boyunca sıra sıra dizilmiş çay fabrikalarını ziyaret edebilir hatta çay ihtiyacınızı bile karşılayabilirsiniz. Solaklı Vadisinin batısı istikametinde Çaykara’ya kadar geldikten sonra bu defa Solaklı Vadisinin Doğu yamacına geçmiş olursunuz. Vadinin Doğu yamacında dere yataklarından akan birbirinden berrak buz gibi soğuk suların ve Solaklı vadisinin o muhteşem güzelliğinin üzerinizde bıraktığı büyük etki ile Çaykara’dan 20 dakikalık bir seyahat ile Uzungöl’e ulaşmış olursunuz.
Artık bundan sonrası size kalmış… İster muhteşem bir alabalık ziyafeti çekin, isterseniz yöremizin eşsiz mutfağının birbirinden güzel yemekleri ile tanışın…Ve yemekten sonra Turizm cenneti Uzungöl’ü doyasıya yaşamaya çalışın.Her anını her dakikasını….
Uzungöl İçin Otel-Motel-Pansiyon-Konaklama
Otel-Pansiyon İsim - Hizmet - Telefon
Akpınar Motel Restaurant ve Alabalık Tesisleri TP-YP-OK 0462 6566358
Akyüz Kardeşler Motel TP-YP-OK 0462 6566092
Aygün Motel TP-YP-OK 0462 6566042
Cennet Motel TP-YP-OK 0462 6566409
Çam Motel Oda kahvaltı 04626566401 - 05375878605 - 05427827070
Ensar Motel TP-YP-OK 0462 6566321
Hüroğlu Motel Oda Kahvaltı 04626566078-05423968339-05369488980
İnan Kardeşler Motel Restaurant TP-YP-OK 0462 6566021-6566297
İnan Kardeşler Otel Restaurant TP-YP-OK 0462 6566260
Kamanoğlu Motel TP-YP-OK 0462 6566108
Makamoğlu Soylu Motel TP-YP-OK 0462 6566505
Önal Motel ve Restaurant TP-YP-OK 0462 6566423
Sezginler Otel Tam Pansiyon 0462 6566175
Solaklı Motel ve Restaurant TP-YP-OK 0462 6566348
Şerah Motel Restaurant Oda kahvaltı 0462 6566512
Fehmi İlhan aile pansiyonu Oda 04626566056 Cep: 0532 3840465
Şükrü İlhan pansiyonu Oda 0462 656 61 09-
Geniş bilgi arşivi için ve Uzungöl Beldesi hakkında bilgi almak için aşağıdaki adresi ziyaret edebilirsiniz. Kaynak: http://www.uzungol.org
1 Ağustos 2007 Çarşamba
Uzungol Yaylasi - Rize
Sumela Manastiri - Trabzon Macka
Sümela ManastırıMeryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar'dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir. Ünlü tarihçi J.P.Fallmerayer'in de (1790-1861) yılında buraya geldiğinde dikkatini çektiği gibi renginin koyu, hata teşhis edilemeyecek derecede siyah oluşu bu adın esasının teşkil etmiş olması mümkündür. Gürcü resim sanatında, XII.yüzyılda sanat aleminde siyah Madonna ismi altında tanınan bir takım Meryem ikonlarının yapıldığı ve yayıldığı bilinir.
Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eksikliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyütmek için uydurulduğu kolayca sezilen rivayete göre, güya bu resim, İsa'nın havarilerinden Lukas tarafından yapılmış. Lukas'ın terekesinden Atina'ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, 4.yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina'dan Trabzon'a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlar ve burada Anakaya Kilisesini inşa ettirmişlerdir. 6.yüzyılda imparator Justinianus'un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine generallerinden Belisarios tarafından tamir edildiği de söylenmektedir.Yine başka bir efsaneye göre, büyük bir kasırga sırasında Meryem'in yardımı ile canını kurtaran III.Alesios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış bir Khrysobullos yeni bir ferman ile de bu vakıflarını sağlam esaslara bağlamıştır.
Sumela Manastırı'nın kuruluşu bilimsel verilere göre 13.yüzyıla kadar inmektedir. Kısacası Trabzon Sumela Manastırı, Trabzon Kommenoslar olarak bilinen ve 1204 tarihinde Trabzon'da kurulan Kommenos Prensliği'nden III.Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır. Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim (1512-1520) manastıra iki şamdan hediye ettiği, ayrıca Trabzon fatihi II.Mehmet'in de manastırın haklarını tanıdığı ve birçok manastırda olduğu gibi Sumela'nın da haklarının fermanlarla korunduğu bilinmektedir.
Sumela Manastırı'nın 18. yüzyılda birçok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19.yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir. Bu yazarlar arasında, Ghikas (1755), Stephan (1764), Hysilantes (1775), G.Palgrave (1826-1888) sayılabilirler. Trabzon'un 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında manastıra el konulmuş, 1923'den sonra tamamıyla boşaltılmıştır.
Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin büyük bölümü restore edilmiştir.
Dar uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılmaktadır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmakta, buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır.
Manastırın kütüphanesinde evvelce kataloğu yapılan ve çoğunluğu 17-18. yüzyıllara ait çeşitli el yazmalarından 66 tanesi Ankara Müzesi'nde, içinde minyatürler olan ve Bizans eseri 1000 tanesi İstanbul'da Ayasofya Müzesi'ndedir. Ayrıca 150 kadar da taş baskı kitap vardır.
Sultan Selim'in hediye ettiği şamdanlar 1877'de çalınmıştır. Manastıra ait başka bir Meryem ikonası da Oxford'da özel bir koleksiyondadır. 1436 tarihli işlemeli gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli bir örtü de Atina'daki Benaki Müzesi'ndedir.
Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir.
Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir. En alt tabakanın freskleri daha üstün niteliktedir. Her tabakada konuların da değiştiği dikkati çekmektedir.
Nitekim bir yerde en alt tabakada imparator kıyafetinde diademli bir figürün üstünde diademli başka bir figür bunun üstünde de matemorphosis, yan itabor adında İsa'nın görünüşünün değişmesi (suretinin değişmesi) sahnesi işlenmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında Sümela Manastırı'nın eski ve o nispette de değerli duvar resimleri, sıvaların tamamen dökülmediği yerlerde alt tabakalarda da mevcuttur.
Manastırın ana bölümü üst çatıyla kaplanmış olup, Ana Kaya Kilisesindeki freskler temizlenerek sağlamlaştırılmıştır.
Ve sonuç olarak ziyaretçilerin Sümela Manastırı'na daha rahat ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için patika yol doğal yapı bozulmadan genişletilerek yeniden düzenlenmiştir.
Diğer Bir Kaynaktan Sümela Manastırı
Bunlar St.Luka!nın yaptığı rivayet olunan tabloyu da beraberlerinde alarak yola çıkıyorlar, deniz yoluyla Trabzon'a gelip, karadağın sarp yamacında kiliseyi kurmak için karar kılıyorlar ve Theodosios devrinde (375-395)ilk kaya kilisesini kurarlar. Bu tarih, tesisn kesin kuruluş tarihi değilse de bahsedilen tarihler arasında yapıldığı sanılıyor. Bazı araştırmacılara görede burası M.S.385 yılında bazılarına göre ise 472 yılında yapıldığı belirtilmektedir.
Bu tarihler ve efsaneler bir tarafa bırakılacak olursa, manastırın tarihini Trabzon komnenosları devrinden sonra incelemek mümkündür. Trabzon komnenoslarından III.Alexios burasını yeni bir tesis halinde 1360 yılında inşa ettirerek 17 metre yüksekliğinde, 40 metre uzunluğunda, 14 metre ğenişliğinde 72 odalı bir tesis yaptırmıştır. Trabzon kralları bu manastıra vermiş oldukları hediye ve haklarla, halkın desteğini sağlamışlardır.
1962 yılında merdivenleri ile kapısı tamir ettirilerek turistlerin ziyaretine elverişli bir duruma getirilmiş olan görkemli yapı görenlerin hayranlığını uyandırmaktadır.1972 yılında ise örenyeri olarak ziyarete açılan yapı'ya orman içersinden 25-30 dakikalık bir patıka yolla ulaşılabilindiği gibi manastırın 200 metrelik yakınına küçük vasıtalarla da ulaşılabilir.
Manastırın bulunduğu alan Orman Bakanlığınca Milli Parklar statüsüne alınmış olup Kültür Bakanlığınca da aslına uygun olarak onarımı devam etmektedir.
Karagol - Savsat - Artvin
Şavşat Karagöl Meşeli Köyünde olup derinliği 27-33m çöküntü sonucu oluşmuş göl, içerisinde Aynalı Sazan, Kaya sazanı ve de 11 çeşit akvaryum balığı barındıran, son yıllarda halkımın aşırı duyarlılığından dolayı kirlenmeye başlayan kıyısında 15 kişilik yatak kapasitesi olan bir pansiyon ve lokantası bulunan çevresi 972m olan bir göldür.
Şavşat'a 24 km Gürcistan sınırına arabayla 45 dakika uzaklığında dağların ve ladin çam ormanlarının kucağındaki bu güzelliği inşallah tanrım nizami olmayan çevreci ve piknikçilerden korur.Gölün bulunduğu Meşeli Köyü milattan önce 3000 yıllarında yerleşim olduğu ve göl kıyısında 400-500 yıl önce insanların tarımla uğraştığı da bilimsel çalışmalarla kesinleşmiştir.
Şavşat ve köyleri 1960-70'li yıllardan aşırı göç vermiş bundan nasibini Karagöl'ün çevre köyleri de almış.Okuma yazma oranı %100 olan bu yöreye son yıllarda geriye göç başlamış olmakla birlikte metropol zedeler, Dede yadigarı Kafkas mimarisi ahşap evleri telef edip ucube çimentolu evler yapmada birbirleriyle rekabet eder duruma geldiler.
Kaynak ve ek bilgiler :http://www.savsatkaragol.com/
Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin Karagöl - Şavşat - Artvin
Bodrum Bodrum - Halikarnassos - Halikarnas
Bodrum Tarihi
Halikarnassos‘ta (Bodrum‘un eski adı) M.Ö. 484 yılında doğan ve "Tarihin Babası" olarak bilinen HEREDOT‘a göre Bodrum Dor‘lar tarafından kurulmuştur. Daha sonra Karya ve Leleg‘ler bu bölgeye yerleşmişlerdir. M.Ö.650 yılında Megeralılar gelerek şehri genişletmişler adını da Halikarnassos olarak değiştirmişlerdir. Bodrum M.Ö. 386 yılında Persler‘in egemenliğine girmiştir.Halikarnassos en parlak devrini M.Ö. 353 yılında Karya bölgesinin başkenti olunca yaşamıştır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum bu dönemde Kral Mausolos‘un anısına kızkardeşi ve aynı zamanda karısı olan Artemisia tarafından yaptırılmıştır.
Bodrum M.Ö. 192 Romalıların eline geçmiş ancak bu dönemde önemli bir gelişme göstermemiştir. M.S. 395 yılında Bizaslıların, M.S. XI yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. I. Haçlı savaşlarında Bizanslıların, XIV. yüzyılda tekrar Türklerin eline geçmiştir. 1415 yılında Rodos Şövalyelerinin eline geçmiştir. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde tekrar Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra adı Bodrum olarak değiştirilmiştir.
Bodrum Kalesi
Bodrum Kalesi iki liman arasında, üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerine kurulmuştur. Kuzey yönünden karaya bağlıdır. Kale kareye yakın bir plan göstermektedir. 180 x 185 metre ölçülerindedir. En yüksek yeri deniz seviyesinden 47,50 metre yükseklikteki Fransız kulesidir. Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule olmak üzere dört kule daha vardır. Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri, çift beden duvarı ile takviye edilmiştir. Şövalyeler denizde güçlü bir donanmaları olduğu için, denizden yapılacak bir hücumu savuşturacaklarına inandıklarından, deniz surlarını zayıf bırakmışlar, kara tarafındaki surları kuvvetlendirmişlerdir.
İç kaleye, yedi kapı geçilerek ulaşılır. Kalenin I. kapısı kuzeybatı köşesindedir. Kapıya karakol yanından bir rampa yol ile ulaşılır. Rampa başlangıcında kapı meyilin arkasında kalmaktadır. Böylece kapı direk top atışlarından korunmuş olmaktadır. Mermer kapı lentosu üzerinde Yunanca bir yazıt bulunmaktadır. 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jacques Gatineau, kalede casusluk edeceklerin cezalandırılacağını ihtar etmektedir. Bu da şövalyelerin çevrede yaşayanlara güvenmediğini göstermektedir.
Kapıdan içeri girildiğinde kuzey hendeği diye adlandırdığımız bölüme ulaşılır. Kapının iç tarafında üçlü bir arma grubu yer almaktadır.
Bodrum kalesinin duvarlarında 249 arma vardır. Ayrıca 16 arma da müze bahçesinde sergilenmektedir. Bu armalar genellikle birbirlerine benzemektedir. Asılları boyalı olan bu armaların boyaları silindiği için bir kısmının kime ait olduğu bilinememektedir. Armaların üzerlerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadır. Kale burçlarında bulunan armaların bazılarında boya izleri hala görülmektedir. Fransız kulesinin kuzeydoğu üst köşesindeki bayrak üzerinde, doğu duvarı, seyirdim yolunun Fransız kulesine bakan tarafında, Sen Katerin kabartmasında renk izlerine rastlanmaktadır.
Kalenin I. kapısının iç tarafında bulunan, üçlü arma grubunun ortasındaki arma, kale komutanı Jacques Gatineau´ya aittir. Armaların altındaki Latince yazıda "İnanç, Katolik kilisesi adına burada Gatineau tarafından korunacaktır." denmektedir. Bu arma grubunun solunda, kapı lentosunun üzerindeki aslan Hellenistik Çağa aittir.
Aslı bir arma köprüsü olan tahta köprüden, eğimli taş yola ulaşılır. Hendeğin içi liman yapılmadan önce kısmen deniz suyu ile dolmaktaydı. Sağdaki moloz duvar, kale hapishane olarak kullanıldığı zaman ilave edilmiştir. Kalın duvarlı, çatısı eğimli, büyük yapı top koruganıdır. Hendeğin batıdan gelecek hücumlara karşı korunması için, üzerindeki armalardan anlaşıldığına göre 1513´te yapılmıştır. Top mazgalları, hendek ve liman yönünde görülmektedir. Limana girecek teknelerin su kesimine ateş edebilmek amacıyla deniz seviyesine yakındır.
Günümüzde kuzey hendeği Bodrum Festivali´nin yapıldığı, tiyatro oyunlarının oynandığı bir alan olarak değerlendirilmektedir. Oturma kademelerinin gerisinde, hendeğin arkasında görülen mezar Roma Devrine aittir.
II. kapı üzerinde en tepede taçlı bir kartalın bulunduğu üçlü bir arma grubu yer almaktadır. Üçlü arma grubunun solunda tek bir arma yer almaktadır. Bu kapının solunda iptal edilmiş bir kapı bulunmaktadır. Üzerinde iki arma bulunmaktadır. II. kapı geçildikten sonra küçük bir avluya varılır. Avlunun denize bakan yönünde içi dolgu olan liman kulesi bulunmaktadır. Top koruganının girişi de buradadır. Kapı lentosu üzerinde imparator Hadrianus´la ilgili Yunanca bir yazıt vardır. Top koruganı halen sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.
III. kapı çok iyi korunmuş bir kapıdır. Duvar içerisinde aşağıdan yukarıya doğru hareketli demir levha için kapı boşluğu ve yağ delikleri vardır. III. kapı üzerinde bize göre solda iki arma bulunmaktadır. Tarikatın arması, sağda üstad-ı azam Guy de Blanchfort´un (1512-1513) arması vardır. Alttaki haçlı armanın hangi şövalyeye ait olduğu bilinmemektedir.
Bu kapıdan geçilince batı hendeğine ulaşılır. Sağda görülen beden duvarındaki yeşil taşların tümü Mausoleion´dan getirilmiştir. IV. kapının karşısındaki liman kulesi nişi içinde bir Romalı komutan heykeli bulunmaktadır. Bu tür heykel gövdelerine çokça rastlanmaktaydı. Bunların başları da ayrı yapıldığından yeni komutan geldiğinde, eski komutanın başı alınarak gövdeye yeni komutanın başı konuyordu.
Merdivenin sağında duvar üzerinde görülen kabartmada Saint George´un ejderhayı öldürmesi gösterilmektedir. Bu kabartmanın orijinal yeri burası değildir. İç kaleden, İtalyan kulesinin kuzey duvarından getirilmiştir. Saint George figürünün altında üç arma görülmektedir. Merdiveni çıkınca karşımıza gelen kapı üzerinde, ortada Piere d´Aubusson´un tarikat haçı ile birleşik arması bulunmaktadır. 1476-1503 yılları arasında Rodos´ta üstad-ı azam olarak görev yapmıştır. Bir çok kere de Bodrum Kalesi´ni ziyaret etmiştir. Kendisine sığınan Cem Sultan´ı tutsak ettiği için papa tarafından kardinal başlığı rütbesiyle ödüllendirilmiştir. Arma üzerinde püsküllü kardinal başlığı görülmektedir. Arma sarı zemin üzerine çatallı kırmızı haçtır. Bundan başka iki arma daha vardır.
Kapıyı geçince sağda görülen küçük kule, asma köprünün kontrol kulesidir. Bu kulenin batıdaki dış duvarı yüzünde II. Mahmut´un tuğrası vardır. Üzerinde hicri 1235 tarihi okunmaktadır. Bu tuğra, sol alttaki Malta haçından da anlaşılacağı gibi bir şövalye armasının üzerine yazılmıştır.
İç kaleye girmek için geriye dönülüp, dar yol takip edilmelidir. Solda kale duvarının üzerinde, yüksekçe bir yerde bir arma grubu vardır. Bu arma ile ilgili bir fotoğraf sonradan kapatılmış mazgal deliklerinden birinde sergilenmektedir.
VI. kapının üzerindeki Latince yazıtta "Efendimiz uyurken bizi koru, uyanıkken kurtar. Senin koruman olmadıkça bizi kimse koruyamaz." denmektedir. Yazıtın altında üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu kapıdan geçilince kalenin güney bölümüne ulaşılır. Burada çevre duvarı iki tanedir. VII. Kapının karşısında su yalağı olarak kullanılmış iki lahit bulunmaktadır. VII. kapı üzerinde üçlü bir arma grubu vardır.
Kesik tonozlu bir koridorla iç kaleye girilir. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır. İç kale girişi üzerinde de bir önceki arma grubu işlenmiştir. İç kalede ve şapelin altında ondört sarnıç vardır. Kale muhasara edildiği zaman, gerekli su bu sarnıçlardan sağlanabilmiştir. Bu sarnıçlardan bazıları halen kullanılmaktadır.
İç avluda antik dünyanın ve yörenin tüm ağaç ve çiçeklerini görmek mümkündür. Bunlardan biri defnedir. (Grekçe´si daphne, Latincesi laurus). Anadolu´da zakkum diye bilinen bu ağaç çiçekleri ve yaz kış dökülmeyen yaprakları ile kaleyi süslemektedir. Kralların ve soyluların gölgesini sağlıklı buldukları çınar ağacı kalenin orta avlusundadır. Antik dünyada çok önemli yeri olan zeytin ağacı ile pek çok törende kullanılan mersin de yetiştirilmektedir. Mersin Afrodit´in kutsal ağacı idi. Kuşlardan güvercin, çiçeklerden de gül Afrodit´e adanmıştı. Güvercinlerin selamlamalarıyla karşılaşmak ve gül kokularını duymak belki de kaleyi gezenlere Afrodit´i anımsatacaktır. Adam otu tükenmekte olan bir bitkidir. Bu yüzden kalede itina ile yetiştirilmektedir. Bu otun tıpta anestezide kullanıldığı bilinmektedir. Yaz boyunca en güzel moru açan ipek karanfilleri, her türlü rengi olan gülfatmaları (sardunya), çeşitli kaktüsleri, begonvilleri ve Kıbrıs akasyasından, çam, gölge ağacı, nar ve duta kadar Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağacı kalede görmek mümkündür.
Mausoleum
Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Mausoleum‘un yapımına Karya Satrabı Mavsolos zamanında (tahmini M.Ö.355) başlanmış ölümünden sonra kızkardeşi, aynı zamanda karısı olan Artemissia yapımına devam etmiştir.
Bu eser İon düzeninde 36 sütünun süslediği orijinali 46 metre yüksekliğinde olan ve tepesinde bir zafer arabası bulunan 21 basamaklı bir piramidin taçlandırdığı dev bir anıt mezardır.
M.S. 13 yüzyıla kadar korunan antik mezar önce bir depremle yıkılmış daha sonrada taşları Bodrum Kalesinin yapımında kullanılmıştır. Ayrıca bu mezara ait birçok kabartma ve heykeller 1856 yılında İngiliz Arkeolog C. Newton tarafından British Museum‘a götürülmüştür. Bu yüzden bu anıta ait eserlerin çoğu British Museum‘da, ancak çok az bir kısmı Bodrum‘da sergilenmektedir.
Antik Tiyatro
Helen döneminden günümüze gelen önemli kalıntılardan biridir. Kapasitesi 13.000 kişiliktir. 3 ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar Sahne, Orkestra ve Oturma yeridir. Bina uzun dikdörtgen bir yapıdır. Her iki uçta oyuncuların gireceği birer kapı bulunmaktadır. Bunlardan başka 3 ana giriş kapısı bulunmaktadır.1973 yılında yapılan kazılardan sonra açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir.
Ay giriyor sahneye ve günümüze ulaşan anıtsal Antik Tiyatro, Göktepe´ nin güney yamacında ışıldıyor.. Antik geleneğe uygun, yamaca sırtını dayamış bu yapı, sahne (skene), orkestra çukuru ve oturma yerleri (kavea ya da theatreon) ile Mavsolos döneminde onarılıyor ve aynı zamanda, Anadolu´ nun en eski tiyatrolarından biri sayılıyor.
Yumuşak ana kaya oyularak yamaca yaslanan oturma yerleri, ortadan geçen ´diazoma´ ile ´alt maenia´ ve ´üst maenia´ diye iki bölüme ayrılıyor. Gezip göreceğiniz Antik Tiyatro´ da günümüze oldukça sağlam biçimde oluşan ve 12 radyal merdivenle 11 parçaya ayrılan alt bölümü gezecek, oturma yerlerinin bazılarının üzerine yazılan adları -ola ki o çağda- tiyatroya yardım veren ya da kombine bilet alan kişilerin adlarını - okuyabileceksiniz!
Mindos Kapısı
Halikarnassos‘un iki giriş kapısından biri olan Mindos Kapısı Bodrum‘un Batı tarafındadır.Günümüze kadar sadece duvar kalıntıları kalmıştır. Turkcell‘in sponsorluğunda kazı ve restorasyon çalışmaları devam etmektedir.
Büyük İskender şehri kuşatmaya M.Ö.333 yılında bu kapıdan girmiştir. Çok zorlu bir direnişten sonra şehri fethetmiş ve Mausoleum hariç tüm şehri tahrip etmiştir.
Gece Bodrum‘da yaşam, günbatımından hemen önce, gecelemek için Kale‘ye uçan martı sürülerinin kanat hışırtıları ve limana dönmekte olan tur teknelerinin motor sesleriyle başlar. Ne yazık ki, geleneksel olarak güneşin denizin ardından batışını kokteyl yudumları arasında izleme keyfi, Bodrum havalisinin güneyinde, kıyıların elverişsizliği yüzünden yaşanamazsa da, Turgutreis benzeri batı kıyılarında bol bol çıkarılır. Bodrum‘un içinde yaşayanlar belki daha da şanslıdırlar. Bodrumlular belki gün batımını gözlemleyemezler ama, beyaz badanalı evlerin ve onları çevreleyen tepelerin yükselen gölgelerini, Kale‘nin yükseklerden yakaladığı güneş ışınlarının pencere ve duvarlarındaki altın yansımalarını ve kalenin ışıkları bir yanarken, bunların gök mavisi gölgelerini izleyebilirler. Bodrum‘da iyotun verdiği bol enerjiyle, geceler gündüze, gündüzler geceye döner.
Öylesi harika görünümleri yakalayan köşelerden biri Marina‘dır, diğerleri de limanın önünde uzanan kafe ve barlar… En iyi seyir yeri ise tepedeki anfitiyatrodur. Hakkıyla bir seyir istendiğinde, akşam alacakaranlığında özel bir ambiyansı olan amfitiyatro Bodrum‘u, limanı, kaleyi ve ardında bir uçtan öbür uca uzanan Ege‘yi ayaklar altına serer.
Amfitiyatrodan yavaş yavaş aşağı doğru inilirken, sakin çevreye girilir. Çocuklar cıvıl cıvıl oyuna dalmışlardır… İş saatleri sonrasında, açık bahçelerde veya evlerinin önündeki merdivenlere oturmuş anne ve babalar işten sonra, çay, bira veya rakılarının keyfini çıkarmaktadırlar. Bodrum‘un tüm sokaklarında konuklar akın akın sahilin yolunu tutarlar… Bu kez kalabalık limanda, bir kafeye, bara ya da restorana doğru. Yemekten önce, bir barda geleneksel olarak bir kokteyl alınır veya bir kadeh rakı (diğer adıyla "aslan sütü") veya egzotik bir yerli içki, şarap ya da bira yudumlanır. Burada akşam yemekleri tüm kaygılardan uzak, yavaş yavaş ve saatler boyu sürebilir. Bodrum restoranlarında geleneksel Türk yemeklerinden çağdaş batı yemeklerine kadar değişen yiyecekler geniş bir yelpazede sunulur. Akşam yemeği genel olarak rakı ile başlar, yanısıra mezeler yenir, sonra asıl yemeğe ve sonunda da meyve veya tatlılara sıra gelir. Her birinin ardından da doğal olarak rakı yudumlanır.
Yemekten sonra Bodrum şafağa kadar uyanıktır. Çoğu dükkan ve butik geceyarısına kadar açıktır. Çok yerinde bir olaydır geç vakit alışveriş, çünkü yudumlanan içkilerin rehavetinde, günün sıcağını arkada bırakarak ve kapatmadan önce belki de dükkancının bir malı daha ucuza vereceği pazarlıklar yapılarak, en işi şekilde değerlendirilir vakit.
Türkiye‘nin belki de başka hiç bir yerinde olmadığı kadar çok sayıda bar vardır Bodrum‘da. Buralarda tüm damaklara uygun içkiler sunulur. Sıcacık atmosferli kıyı kahveleri, ışıklandırılmış kale duvarlarının canlılığı, gözlenen kalabalık sokaklardaki kenar barlar ve buralarda günün müziği dalga dalga ruhlara işler. Bazı kulüplerde ise Türk Folk Müziği veya caz müziği canlı olarak çalınır. Bazı otel ve tavernalarda düzenlenen Türk Geceleri‘nde ise saz ve zurna eşliğinde dansözler masalar arasında raks ederler.
Gece gösterilerinden sonra en popüler olan da piyasa yaparak görmek ve görünmektir. Akşam yemeğinin ardından sokaklarda amaçsızca dolaşılır ve bir yerde koyu bir fincan Türk kahvesi, bir fincan çay veya daha kuvvetli bir şeyler içilir.
Bodrum‘un güzel ikliminde gündüz geçen hoşça vakit güneşin batışıyla sona ermez. Kıyı restoranları tüm akşam boyu açıktır. Ay ışığında tekne gezileri hatta yüzmek bile çok hoştur. Bodrum‘un ışıltılarından uzaklaşıldığında, Türk semalarını, sanayileşmiş batıda hiç bir zaman görülemeyecek bir parlaklık kaplar. Bu büyülü görüntü en iyi şekilde, Karaada‘daki sıcak su kaynağının dışında demirli bir tekneden seyredilebilir. Burada, dostlarla birlikte, birkaç mumun ışığında, bel seviyesindeki suyun içindeki mağaraları keşif maceraları yaşanabilir. Hala enerjileri kalmış olanlar Bodrum diskoları ve gece kulüplerinde gündoğumuna dek durmaksızın dans edebilirler. Buradaki gece kulüplerinin çoğu açık havada ve kıyıdadır. Yörede geçirilen enerjik bir geceden sonra, çoğu Türkler, yatmadan önce bir tas çorba içmenin kendilerine iyi geleceğini düşünürler. Ertesi sabah uyanıldığında, akşamdan kalmış olmamak için, çorba içmek bir reçete sayılırsa da, çevrede daha çeşitli şeylerin yenebileceği pek çok küçük yer vardır.
Bu sıralarda müezzinler minarelere tırmanmaya başlamışlardır bile. Sabah ezanıyla birlikte yeni bir gün daha başlar… Ancak Bodrum‘un bizlere sunabileceği türden bir gün ve bir gece daha…
Gümbet
Son zamanlarda başlıbaşına bir yerleşim bölgesi haline gelen Gümbet, Bodrum‘un yalnızca 2 Km. Güneyindedir. Adını sayısız beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alan Gümbet, yarımadanın en uzun ve ünlü kumsallarından biridir. Kıyısı sığdır ve deniz sahilden yavaş yavaş derinleşir. En sıcak günlerde bile, koyun boğazından içeriye doğru serin bir esinti oluşur. Burası, ufak kiralık sandalları, su kayağı, sörf ve geniş kumsaldan başlayan paraksi gibi su sporlarıyla ünlü bir spor merkezidir.
Gümbet‘in popülaritesi, burada oldukça ünlü bir gece yaşamının doğmasına neden olmuştur. Gümbet sokakları, gün doğumuna kadar, barlardan ve yol kenarlarındaki kahvelerden gelen müzik seslerinin titreşimleriyle dolar.
Adaboğazı
Gümbet‘in batı ucunun sonunda bulunan küçük küçük koylar, önlerini kesin bir adanın da yardımıyla, kristal parlaklığında ve olağanüstü doğal güzellikte öyle bir su alanı oluştururlar ki, bu şairane yerin adına halk, doğal olarak Akvaryum der. Akvaryum‘a ancak teknelerle ulaşılabilir. Yolcular gezi tekneleriyle bu tarihi sulara gelerek, kendilerini 20 metre derinliğindeki dibin pırıl pırıl gözüktüğü kumluk denizin koynuna bırakarak yüzerler.
Bardakçı Koyu
Bardakçı koyu, Bodrum limanının hemen dışındadır. Eskiden su satıcılarına "bardakçı" denilirmiş. Bu isim, belki de tarihi Salmakis çeşmesinin Bardakçı‘sından kalmadır, kim bilir? Efsaneye göre, buradaki berrak su birikintisinde kendini gören Hermafroditus, kendi aksine öylesine aşık olmuş ki, buradaki su perisi ikisini de sonsuza dek birleştirmiş ve böylece Hermafrodit doğmuş. Bugün Bardakçı‘da lüks oteller, küçük pansiyonlar ve kumsal boyunca restoranlar bulunmaktadır. Yerel günlük teknelerin uğrak yeri olan Bardakçı, marina ile Gümbet arasındaki tepeden yürüyerek yalnızca bir dakika çeker.
Ege‘nin Türkiye yakasındaki başka hiç bir yeri, geleneksel Türk köyü yaşamını, modern bir yerleşim yerinin itiş kakışından yalnızca bir kaç dakika uzaklıkta ziyaretçilerin gözleri önüne böylesine seremez. Bodrum yarımadasını keşfetmenin pek çok yolu vardır. Bunlardan en çok keyif vereni, civardaki koyları ve kıyı köylerini, Bodrum limanından veya yerel limanlardan kalkan günübirlik gezi tekneleriyle dolaşmaktır.
Tatil geçirmek üzere denizi seçmenin pek çok nedeni vardır. Bir kere, deniz zevkin ta kendisidir… Dalgaların, rüzgârın ve yelken açmanın yarattığı iç rahatlığının birbirlerine karışımı bir başkadır; tekbaşınalık ve kendine yeterlilik duyguları, doğayla başbaşa iletişim, arkadaşlarla birarada olmak ve kişinin kendi kendineliği, deniz üstünde doruğa ulaşır. Tekneyle gezinmek için, taptaze esen rüzgârın, pırıl pırıl suların ve bol güneşin olduğu pek çok güzel yer vardır. Peki, öyleyse neden ille de Türkiye‘nin Ege kıyıları seçilir? Nedeni, yalnızca tekneyle gezmek değildir, çünkü dünyanın pek çok kıyısında bu zevk tadılabilir; ancak, demir atıldıktan sonra yaşanılanlar önemlidir. Ege kıyıları boyunca koyların ıssızlığı, köylülerin samimiyeti, görülmesi gereken tarihsel yerler… Tüm bunlar Türkiye‘yi deniz yoluyla dolaşmayı çok özelleştirir.
Antik kalıntıların anayurdu ve en eski çağlarda en ünlü kişelere tanık olmuş Ege‘nin Türkiye kıyılarındaki denizinin dünyada eşi benzeri yoktur. Bilindiği gibi, tarih boyunca eski Yunanlılar bu kıyılarda bir çok medeniyet kurmuşlardır. İskender ve lejyonları, dünyanın bu en zengin şehirlerini yağlamak üzere buralarda durakladılar. Bodrum yakınlarında, bir yanda Sezar donanmasını toparlarken, diğer yanda da Antonyo ve Kleopatra, ait kıyılarda keyif sürmekteydiler. Aziz Pol (St. Paul) sık sık buraya gelerek, Asya‘nın yedi kilesesini kurdu. Bu arada John da Mary‘I ıslah olmak üzere Kuşadası‘nın yukarısındaki dağlarda bulunan son barınağına gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman, orduların Marmaris‘te düzene sokarak, güçlü Rodos kalesindeki Haçlı şövalyelerine saldırdı. Aynı sularda, General Nelson, Mısır‘dan geri çekilen Napolyon‘u kovaladı.
Deniz taşımacılığından yararlanılarak; ticaret, ticari ilişkiler ve medeniyet gelişti, kültür arttı ve bu topraklar tarih boyu orduların uğrak yeri oldular. Bir zamanlar, kara yolculukları kervancılıktan biraz daha geliştiğinde, denizaşırı ticaretin boyutları, tarihi Ege kıyılarındaki bir çok şehrin kurulmasını ve korunmasını gerektirdi.
O zamanlar yük gemileri, bugünkü keyfi gemi yolculuklarının rotalarında, kıyıya iyice yakın seyrediyorlardı ve rüzgâr çıktığında, rahatlıkla koylara sığınabiliyorlardı. Bu yörede tarih boyunca şehirler kurularak, denizciler barındı. Özellikle de Knidos, bugünün Datça‘sının yakınlarından, Lorima Yarımadası‘nın ucunda bulunan geçen gemilerin mecburen ikmal yaptıkları ve kıyıdan yukarılara doğru yelken açmadan önce, şiddetli kuzey rüzgârının dinmesini bekledikleri bir noktaya taşındı. Zamanla, yaşamlarını deniz ticaretinden sağlayan sayısız Helenistik şehrin bütün direnmelerine karşın, kıyılar dolarak sığlaştı, bu sitelerin önemleri ve deniz ticaretleri giderek azaldı.
15-25 metrelik ticaret gemilerinin çağı yakın zamanlarda sona ermiştir. 25 yıl kadar önce ticari taşımacılığın çoğu böyle yerli yapı ahşap teknelerle sürdürmekteydi. Yol boyunca zevkle seyredilen manzaralardan dolayı, bu deniz yolculuğunun adına modern bir Türk deyişle "Mavi Yolculuk" denilmektedir.
Bugün, yerel kıyı trafiğini yalnızca gezinti tekneleri oluşturur. Büyük yük gemileriyse, açık denizlerde seyreder. Arasıra inşa edilen balıkçı teknelerinin dışında, yüzlerce tersanede, gezinti tekneleri inşa edilmektedir. İdeal iklim koşulları, davet edici sular ve her biri kendine özgü güzellikte birçok sayıda eski liman, koy ve kıyılar, başka birçok hoş ve çekici özellikler, modern Türkiye‘nin misafirperverliği ile Ege‘nin Türkiye kıyıları, akdeniz üzerindeki deniz yolculuğunu çok çekici hale getirmekte ve bu seyir cennetine özel bir isim verdirmektedir: Turkuaz kıyılar.
Turkuaz kıyılar, kuzeyde Kuşadası‘ndan güneyde antalya‘ya kadar yaklaşık 350 deniz milidir. Birbirine karışmış kıvrım kıvrım kıyılar, uzunluğu iki kez artırır. Hem körfezin karşısında ve her burnun etrafında ya yeni bir koy uzanır veya küçük bir köy, ya da antik bir site yer alır.
Bodrum‘dan çevreye kalkan gezi amaçlı tarifeler çok çeşitlidir. Bodrum yarımadasının kuzey ucundaki ıssız Güllük Körfezi‘nde, düzinelerde metruk koy boyunca gümrah ormanlar kayalık kıyılara doğru alçalır. Ziyaretçiler, sayısız metruk koyun ağaçlıklı yamaçlarında otlayan keçi sürülerinin boyunlarındaki çanların seslerini duyar. Güllük Körfezi‘nden yalnızca bir kaç kilometre içerilerde antik Didim harabeleri ve Iasos yer alır. Doğuştan denizci konuklar buralardaki harabelerin arasında demir atar, yerel denizcilerin yakaladığı balıkları birer birer tadarlar.
Bodrum‘dan güneydoğuya doğru, Güllük‘ten daha çok tanınan Gökova Körfezi yeralır. Gökova‘nın sayısız koyları, birer birer, kendilerine has keyiflerin türlerini sunarlar. Deniz kenarındaki köy ve tavernalar daha kalabalık ve canlı birer atmosfere sahiptirler. Gökova‘nın içindeki bir ada üzerinde kurulu antik Keramos şehri kalıntıları da ayrıca ünlüdür. Kleopatra kumsalının, Kleopatra ve sevgilisi Antonyüs için Mısır‘dan getirtildiği rivayet edilir. Gökova‘nın güneybatı ucunda, bir zamanların en büyük şehri ve antik çağın en büyük heykeltraşı Preksiteles‘in vatanı olan Knidos‘un kalıntıları yer alır. Bugün Knidos‘a ancak deniz yoluyla ulaşılır; binlerce yıl öncesinde de olduğu gibi, bu tarihi liman yatları barındırır.
Gökova Körfezi‘nin ardında güneyde antalya‘ya doğru kıyı 200 mil uzanır. Datça Yarımadası‘nın uzun burnunun altındaki Hisarönü Körfezi‘nde, doğuştan denizci konukların keşfedebilecekleri yüzlerce koy ve ada bulunmaktadır. Hisarönü‘nün ardında yeralan ünlü Marmaris‘in geniş koyunda, Türkiye Egesi‘nin en büyük otelleri ve marinası yer alır.
Marmaris‘ten Antalya‘ya kadar uzanan kıyı, olağanüstü güzellikleri gözler önüne serer. Karetta Kaplumbağaları‘nın son yuvalandıkları yer olan İztuzu kumsalı yemyeşil Dalyan‘ı korur. Nehrin ağzındaki kumsalın karşısında bulunan küçük teknelerin getirdikleri konuklar ünlü Kaunos harabelerini ziyaret ederler. Körfeze iyice sokulmuş Göcek Köyü ile gürültülü Fethiye Limanı, Fethiye Körfezi‘nin içindedirler. Fethiye‘nin güneyindeki Ölü Deniz‘in çakıllı kumsalı, benzeri görülmemiş güzellikteki küçük limanı korur. Küçük birer köy olan Kalkan ve Kaş‘I ziyaret edenler, batık şehri ve Osmanlı Kalesi‘ni görme şansını elde ederler. Mavi yolculuğun son durağı Antalya‘dır. Konuk tekne burada eski kasabanın gölgesine demir atar. İçindeki ziyaretçiler de Türkiye‘nin en büyük ve en ünlü yazlık şehirlerinden birinin gece yaşamından ve eğlence türlerinden örnekler yaşarlar. Bir çok uğrak limanının büyüleyici ve pırıl pırıl güzelliğinin yanısıra, Mavi Yolculuk sırasında, gulet tipi özel yapıdaki tekne ile pek çok yer gezilip görülebilir. İtalyanca‘daki "gouletta" sözcüğünden gelen "gulet"ler, geleneksel Akdeniz yelkenli teknelerinin çağdaş uyarlamalarıdır. Ege çamından yerel olarak inşa edilen guletin, geniş kaburgalı bir güvertesi ve geniş hacimli kabinleri vardır. Kaptan, aşçı ve tayfadan oluşan mürettebatı ve doğaya uyumlu görüntüsüyle guletler, turkuaz kıyıların keyfini çıkartmak için idealdir.
Denizi yüzlerinde hissetmek için yaratılmış deneyimli veya acemi denizciler, bu turkuaz suların keyfini çıkartabilmek için, kıyılardaki Kuşadası, Bodrum, Marmaris veya Antalya gibi belli başlı limanlardan; yat, üstü açık tekne, flotilla ve gulet gibi çeşitli türde tekneler kiralayabilirler.
Ege‘nin Türk kıyıları, doğası, tarihi ve konukseverliği ile, benzer yörelerden farklıdır. Buralara kolayca gelinebilir. Geldikten sonra da, modern dünyanın dert ve kederlerinden uzaklaşılır. Antik tarih, tenha koylar ve zamanın dışında kalmış köyler… Şehirlerin itiş kakışından ve telaşlı sayfiyelerden yalnızca kısa bir mesafedeki bu yerler, en yorgun konukların bile, biraları gelerek keşfetmelerine fırsat verir. Mavi Yolculuk, bir başka yerde asla görülemeyecek keşifler yapılacağını garanti eder.
Kaynak: Bodrum Belediyesi
Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos Bodrum Muğla Halikarnassos
Istanbul'un En Havadar Adresleri
İstanbul’un en havadar adresleri
ELİF BİLGİN - Milliyet ve Istanbul Life
İstanbul Life dergisi, yaz sıcaklığının bunaltıcı olduğu günlerde tatile gidemeyen İstanbullular için püfür püfür bir liste hazırladı. Hapsolmuşluk hissini yenmeye yardımcı olan manzaralı, teraslı ve rüzgârlı mekânlar, İstanbul’da kalanların kurtarıcıları haline geldi. Bu serinletici mekânlar; lezzetli yemekler ve içkiler eşliğinde yaz mevsiminin tadını şehirde de çıkartabilmenize imkân sağlıyor.
Piyer Loti Kahvesi
Âşıksanız güzeldir ama bilhassa dayanılmaz yaz sıcaklarında Piyer Loti’de olmak her durumda güzeldir! Birbirlerine sarılıp, Haliç’i izleyen âşıklar, çekirdeğini kapıp gelen amcalar-teyzeler, manzara karşısında hayranlıklarını gizleyemeyen turistler... Yormadan, yumuşak yumuşak eser Piyer Loti’de rüzgâr, nefes aldırır. Tepeye ulaşmak teleferikle artık çok da kolay. 20 dakikalık mesafe, sadece iki dakikaya inmiş. Haliç’in üzerinde ayaklarınızı yerden kesen iki muhteşem dakika... Teleferik keyfi, jetonla 1.10 YTL, çay ise 1.60 YTL. Tel: 0212 528 37 85
Lacivert Restaurant
Lacivert Restaurant’tan içeri girdiğinizde Türkan Şoray’lı, Hülya Koçyiğit’li Yeşilçam filmlerinin unutulmaz İkiz Yalı’sında olmaktan dolayı heyecan duyuyorsunuz. Yalı, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün hemen altında. Köprünün gölgesinin vurduğu denize sıfır masalar öğle sıcağında bile serin. Yalı, 1999 yılından beri Akdeniz mutfağından lezzetler sunuyor. Lacivert’te bu yazın sihirli dokunuşu, karadutlu dondurma ile sunulan elmalı baklava; fiyatı 16 YTL. Lacivert, balıkları her gün Burgazada’dan taze taze getiriyor. Asma yaprağı ve füme patlıcana sarılmış levrek filetosu 32 YTL. Rom yerine J&B ile hazırlanan mojito’nun fiyatı ise 16 YTL. Rumeli Hisarı’ndan her 10 dakikada bir tekne servisi yapılıyor. Tel: 0216 413 42 24
360 İstanbul
360 İstanbul, masaların üzerinde ne varsa uçuracak derecede esen, estikçe serinleten bir mekân. İstiklal Caddesi üzerindeki tarihi Mısır Apartmanı’nın 8. katında. İstanbul, 360 derecelik bir peyzajla gözlerinizin önünde! Şef Mike Norman’ın hazırladığı füzyon mutfağında da 360 derecelik bir lezzet turu atabiliyorsunuz. Sosyete kebabı remix, şiş kebabın özgün bir yorumu. Fiyatı 30 YTL. Masaya, ortaya almanız için önerimiz, Uzakdoğu ıspanağı dolma, fiyatı 9 YTL. Bar bölümünde; taze sıkılmış meyve frappelerle, detoks içecekler ve Güney Afrika şarapları dikkatimizi çekti. Gün boyu çalan lounge müzik, gece yarısından sonra yerini funky melodilere bırakıyor. Tel: 0212 251 10 42
Doğatepe Cafe&Restaurant
Doğatepe’nin manzarası, gerçekten muhteşem. Bir ucunda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, bir ucunda Rumelihisarı, karşısında Hıdiv Kasrı. Boğaz, sereserpe ayaklarınızın altında! Termometrenin 38 dereceyi gösterdiği sıcak bir yaz gününde Doğatepe’deydik ve sıcağı hiç hissetmedik. Püfür püfür esen rüzgâr, mekânın sadece terasında değil, kapalı kısmında bile hissediliyor. Doğatepe’de iki kişilik bir yemek ortalama 150-200 YTL civarında. Şarap listesinde fiyatlar 55-210 YTL arasında değişiyor. Yabancı şarapları da kadehte içebilirsiniz. Kadeh fiyatları 15 YTL. Pazar günleri 09.30-14.30 saatlerinde sunulan açık büfe brunch’ı son derece popüler. Fiyatı 50 YTL. Tel: 0212 257 43 91
Diğer havadar adresleri öğrenmek isterseniz İstanbul Life’ın bu ayki sayısına göz atabilirsiniz.
istanbul, istanbul, istanbul cafeleri, istanbul istanbul, istanbul, istanbul cafeleri, istanbul istanbul, istanbul, istanbul cafeleri